Yavuz Sultan Selim

» Yavuz Sultan Selim

Yayınlanma Zamanı: 2018-04-01 17:15:00



Yavuz Sultan Selim - www.turkosfer.com

 

Yavuz Sultan Selim

20Babası: Sultan II.Bayezid
Annesi: Ayşe Hâtun
Doğum Yeri: Amasya
Doğum Tarihi: 1467
Vefat Tarihi: 1520
Saltanat Tarihi: 1512 – 1520
Saltanat Süresi: 8 Yıl
Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul (Sultan Selim Camii yanı)
Vefatında Osmanlı İmparatorluğu’nun Yüzölçümü: 6.557.000 km2

Dokuzuncu Osmanlı Padişahı ve Osmanlı'nın ilk İslam halifesi, 88. İslam Halifesi, Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) II. Bayezid oğlu Yavuz Sultan Selim kimdir?

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorlarının en büyüklerinden biridir. O, büyük bir şair, kuvvetli bir kumandan ve yüksek bir devlet adımı idi. Yavuz Sultan Selim, İkinci Bayezid’in oğludur. Diğer kardeşleri Korkut, Ahmet, Mahmut, Alim Şah, Şehinşah’tır. Annesi Gülbahar Hatun’dur. Yavuz Sultan Selim 1467 tarihinde Amasya’da doğdu. Annesi Şehzade Selim’i çok iyi yetiştirdi. Devrinin en yüksek hocalarından Halim Çelebi’den ders aldı. Ağabeylerinden, daha üstün bir zekaya ve kuvvetli bir iradeye sahipti. Büyük bir devlet adamı olmak için bütün vasıfları haizdi. Edebiyata fazlasıyla meraklı idi. Biri Türkçe, diğeri Farsça iki Divânı vardır. Vezirlerinin boynunu hiç tereddütsüz vurdurabilen bu cengaver, aşık olunca: “Canımı ateş-i aşk istila etti bu sûzişte, gözyaşımdan başka serpilecek su yoktur.” diye ağlayabilecek kadar hassas bir ruha sahipti.

O, korkunç bir cihangirdi. Bir gün şöyle söylemişti: “Bana cihanda yalnız vatan aşkı kafidir.” Coştukça, “Selim bugün askerlik aşkının padişahıdır. Ne hanlıkta mukayyeddir, ne de Hakana muhtaçtır.” deyip dünya haritasını önüne alıyor: “Bu dünya bir padişaha azdır!” diye üzülüyordu. Yavuz Sultan Selim hakikaten yiğit bir insandı. İri vücutlu, şahin bakışlı, pala bıyıklı, bir erkek güzeli idi. Sade giyinmeyi sever, basit yemekler yerdi. Süslenmeyi hiç sevmezdi. Eşi Hafize Ayşe Sultan, oğlu Süleyman’a süslü bir elbise giydirmişti. Oğlunu süsler içinde gören Yavuz Sultan Selim: “Sen böyle süslenirsen, Hatunlar ne giyecek?” demişti. Buna rağmen pek sertti. Vezirlerin kusurunu gördüğü zaman affetmez, derhal başını vurdururdu. Halk ona kahramanlığından, sertliğinden dolayı Yavuz demişti. Babası İkinci Bayezid, oğlu Şehzade Selim’i Trabzon’a vali tayin etmişti. O, burada devlet işleriyle meşgul olurken bir yandan da şiir yazıyordu; bir de sanata sahipti. Trabzon’da Süleyman adlı bir oğlu dünyaya geldi.

Yavuz Sultan Selim, Trabzon’da vali iken memleketinin durumunu inceden inceye tetkik ediyordu. İran’dan gelen Şii kuvvetleri Anadolu içlerine doğru akın ediyorlardı. Buna fazlasıyla üzülüyordu. Babası iyice ihtiyarlamış olduğundan, Fatih devrinin muazzam zaferleri görünmüyordu. Memleketi idare edecek büyük vezirler de yoktu. Bu halden müteessir olan Yavuz Sultan Selim, babasına şöyle bir mektup yazdı: “Devlet işlerini başarmanın kolay bir iş olmadığı şüphesizdir. Bendelerine kalırsa, iş başına getirilecek kimselerin devlet adamlarından birine mensup olması maksada vefa etmez. Bu gibilerin belki biraz sadakatinden istifade edilebilir. Memleketimizin her köşesinde ilim ve ahlakıyla tanınmış birçok kimseler vardır. O cümleden olmak üzere bu taraftaki kullarınızdan bazılarını uzun zaman denedim. Kendilerine az çok kabiliyet gördüm. Bunlar biraz daha yetiştirilecek olursa kendilerinden istifade olunur. Bu maksatla kendilerini takdime cüret ediyorum.” İlim ile ahlakı, en üstün vasıf olarak görmüştü. Babası artık devleti iyi idare edemiyordu. İstanbul’da bir takım ulema Şehzade Ahmet’i tahta çıkarmaya teşebbüs ettiler. Bunu duyan Yavuz Sultan Selim, kuvvetleriyle Rumeli’ne geçerek babasının kuvvetleriyle çarpıştı. Sonuçta kendi gücüyle 1512 tarihinde dokuzuncu padişah olarak tahta çıktı.

Yavuz Sultan Selim, padişah olunca iki siyasetin gerçekleştirilmesine çalıştı. Birisi doğu siyaseti; İran’da Şii Safevî Devleti’ni ortadan kaldırmak, Orta Asya’ya bir kapı açmaktı. Diğeri ise; Güney siyaseti ile Mısır’ı elde ederek Hint ticaret yollarına sahip olmaktı. Aynı zamanda Halifeliği Araplardan alarak üç yüz milyon Müslüman’ın Halifesi sıfatını kazanmaktı. Yavuz Sultan Selim, bu emellerini yerine getirebilecek bir kudrette yaratılmıştı. Ordusu onu çok seviyordu. O da büyük kuvvetlere kumanda etmek iktidarına sahipti.

Yavuz Sultan Selim 1515-1517 - www.turkosfer.com

Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı sıralarda Safevî tahtında bulunan Şah İsmail hiç rahat durmuyor, Anadolu’ya akınlarda bulunuyordu. Yavuz, İran’daki Şiilere bir ders vermeğe karar verdi. Yavuz Sultan Selim, Edirne’de bir divan kurarak İranlılara harp etti. Ordusu 19 Mart 1514 tarihinde Edirne’den hareket ederek, Anadolu yakasına geçti. Derhal Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa orduya katıldı. Sadrazam Dukakin zade Ahmet Paşa, öncü olarak ileri harekete geçti. Bütün kuvvetlerinin adedi 180,000 kişi idi. Ordu, Erzincan taraflarına gelince, Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’e bir mektup göndererek, şunları yazdı: “Fitneler çıkardınız, İslam büyüklerine küfürler ediyorsunuz, bunun cezası katildir, üzerinize geliyorum, işgal ettiğiniz Osmanlı memleketlerini geri veriniz.” Buna karşı şah İsmail de bir mektup yazdı. Hakaret olsun diye de içi afyon dolu bir kase gönderdi. Yavuz da ona bir aba, bir asa, bir de külah yolladı. Askerin yolu uzun olduğundan çok güçlük çekiyorlar, hem de erzak sıkıntısına uğruyorlardı. Bu hali Yavuz’a söyleyen Hemdem Paşa’yı, padişah derhal idam ettirdi. Fakat askerde isyan emareleri göründü. Yeniçeriler tabanları yarılmış, çarıklarını mızraklarının ucuna takarak, Yavuz’un çadırının etrafını sardılar. Çadıra da bir silah attıktan sonra, hep bir ağızdan: İstemezük, istemezük!… Diye bağırmaya başladılar. Bu hali giren Yavuz, çadırdan fırlayıp atına atlayarak askerlerine gözünü dikti ve onlara ateşli bir hitapta bulundu: “Ey asker kıyafetli korkaklar; çoluğunu, çocuğunu, karısının kucağını muharebeye tercih edenleriniz varsa geri dönsünler!… Ben buraya geri dönmek için gelmedim. Bu meşakkatlerin çekileceğini tahta çıktığım zaman söylemiştim. Şimdi niçin itaat etmiyorsunuz? Siz harbe girmezseniz, ben yalnız başıma girerim!..” Bu hitap karşısında asker heyecana gelerek yoluna devam etti. Ordu, 22 Ağustos 1514’te Çaldıran Ovası’na geldi. Yavuz, Şah İsmail’e bir kadın elbisesi gönderdi. İran ordusu 120,000 kişi idi. Kısa bir zaman sonra Çaldıran Ovasında çarpışma başladı. Neticede Şah İsmail’in ordusu bozuldu. Kendisi harp meydanından kaçtı. Türk ordusu muzaffer olarak Tebriz’e girdi. Şah İsmail’in meşhur incili tahtı da Türklere geçti.

Yavuz’un Çaldıran zaferinden sonra en büyük savaşı “Ehramlar muzafferiyeti”dir. Bu harbi de Mısır Kölemenlerinin hükümdarı Cansu Gavri, Toman Bey ile yaptı. Yavuz’un kuvvetleri Mısır Kölemenleriyle 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta karşılaştı. Bu kuvvetleri perişan ederek, Suriye ülkesini fethetti. Bundan sonra da Yavuz Gazze zaferiyle Filistin’i fethederek, Sina Çölünü aştı, Kahire’ye geldi. Toman Bey’in kuvvetlerini de, 22 Ocak 1517’de Ehramlar önünde perişan etti. Mısır ülkesi de Türk ülkeleri arasına girdi. Bu savaşta Kölemenler Yavuz Sultan Selim diye Sinan Paşa’yı öldürdüler. Bunu duyan Yavuz Sultan Selim: “Heyhat Mısır’ı zaptettik, fakat koca Sinan’ı kaybettik!…” dedi. Son Abbasi Halifesi Mütevekkil Alallah, Hazreti Peygamberin mübarek emanetleriyle Halifeliği, Yavuz Sultan Selim’e teslim etti. Bundan sonra Osmanlı padişahları tebaasının hükümdarı ve aynı zamanda bütün Müslümanların Halifesi oldu. Her zaman yanında bulunan büyük Türk alimi İbn-i Kemal’e askerlerin halini sordu. O da, askerlerin çadırlarında şu türküyü söylemekte olduklarını bildirdi: “Nemiz kaldı bizim mülk-i Arabda Nice biz dururuz Şam ü Haleb’de Cihan halkı kamu iş-ü tarâbda Gidelim biz dahi Rum illerine…” Bunun üzerine Yavuz: Git Vezire söyle! Sabah orduyu kaldırsın! diye emir verdi. Yavuz Sultan Selim, Mısır’da yedi ay üç gün kaldıktan sonra yola çıktı. Yavuz Sultan Selim, Mısır’dan 1000 deve yükü altın ve gümüş para ile İstanbul’a geldi. Yavuz Sultan Selim, sadrazamlığa Pir Mehmet Paşa’yı getirdikten sonra Macaristan’a bir sefer yapmak üzere ordusu ile yola çıktı. Fakat Çorlu ile Uğraş nahiyesi arasındaki Sirt köyünde hastalandı. Sırtında çıkan Sirpençe büyümüştü. Ağırlaşınca eline bir Kur’an-ı Kerim aldı; Yasin suresini okuyarak, 1520 tarihinde 53 yaşında bu cihangir, dünya evini terk etti. Dokuz yıllık, debdebe içinde zaferlerle dolu olan hayatı sona erdiği zaman, dünya tarihi en büyük hükümdarlarından birini kaybediyordu.

TAHT ÖNCESİ

Trabzon'da Şehzade Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancak Beyi olan ikinci ve son şehzade Selim'dir. Fatih Sultan Mehmet’in vefatı ile II. Bâyezid, Osmanlı Devleti tahtına oturduğu zaman oğlu Şehzade Selim’i 1481 senesinde Trabzon Sancakbeyi olarak atadı. Şehzade Selim, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar 1481-1510 yılları arasında yaklaşık olarak 29 sene, Trabzon’da valilik yaptı.

Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşan Selim, alim Mevlana Abdülhalim Efendi’den ders almıştır.

Daha genç yaşlarında, Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne olan eğilimlerini fark etti. Türkmenleri devlete bağlamak maksadıyla,İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefere çıkmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin gibi birçok bölgeyi fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır.

Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt-ül mal'a katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır.

II. Bayezid’in oğullarından Selim Trabzon’da, Korkud Saruhan’da, Ahmed Amasya’da vali olarak görev yapıyordu.

Şehzade Selim, Trabzon valiliği sırasında Türkmenlerin gönlünü kazanması ve askeri başarıları sebebiyle yeniçerilerin desteğini arkasına almıştı. Ancak Osmanlı Devlet Ricali , Şehzade Ahmet'in tahta çıkması gerektiğini düşünüyordu. Manisa sancağındaki Şehzade Korkut'un erkek çocuğu olmadığından tahta çıkma olasılığı çok düşüktü. Konya'daki Şehzade Şehenşah ise babasından 6 ay önce vefat ettiğinden dolayı taht kavgasına dahil olamadı.

Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce 1512 senesinin Nisan ayında saltanatı Selim'e bıraktı.

Sultan Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleştirilmiştir.

Yavuz tahta çıktıktan sonra padişahlığını tanımayan ve tahttan indirilmesi fikrine sıcak bakan kardeşlerini bertaraf etmek zorunda kalmıştır. Bu mecburî hareketi yüzünden çok üzülen Sultan Selim, tahttan indirilmesine sıcak bakan kardeşi şehzade Korkut’un ölümünden sonra onun tabutunun alt tarafına oturmuş ve ağlayarak "Ey kardeşim! Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecbûriyetinde kalsa idim!...” demiştir.

 

TAHTA ÇIKTIKTAN SONRA

Sultan Selim’in ilk hedefi, Anadolu’daki birliği sağlama yolundaki en büyük engel ve tehditlerden biri olan Safevi sorununu ortadan kaldırmaktı.

Safeviler üzerine sefere çıkma niyetiyle hazırlıkları başlatan Selim 1514 senesinin baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıktı.

Oğlu Süleyman’ı 50.000 kişilik ordu ile Anadolu bekçiliğine bırakan Yavuz, seferin uzun sürmesinden şikayet etmeye başlayan mızmız askerlere karşı sert bir konuşma yaptı.

Osmanlı ve Safevi orduları Çaldıran Ovası'nda 23 Ağustos 1514 tarihinde karşı karşıya geldi. Osmanlı Ordusu'nun yaya kuvvetleri daha çok olmasına karşın, Safevi Ordusu'nun da süvarileri fazlaydı. Ancak Safevi Ordusu'nda top yoktu. Buna karşın Osmanlı'da topçu kuvvetleri vardı. Bu savaşın sonucu mutlak Osmanlı galibiyetidir.

 

Mercidabık Savaşı

İran Seferi, Memluk ve Safevilerin müttefik olmalarına neden oldu. Ayrıca Yavuz'un Safeviler'e karşı sefere çıktığını duyan Memlük Sultanı ordusunu Osmanlı sınırına kaydırdı. Yavuz Sultan Selim döneminde, Dulkadiroğlu Beyliği'ne son verilmesi, Osmanlılar ile Memlüklüler arasındaki mevcut gerginliği körükledi.

1516 senesinde Sadrazam Hadim Sinan Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusunun Suriye’den geçmesine Memluklerin izin vermemesi üzerine, Yavuz Sultan Selim 5 Haziran 1516 tarihinde Mısır seferine çıkmış, 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştır. 

Memluk Sultanlığına bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim oldu.

Ancak, asıl savaş 24 Ağustos 1516 tarihinde Halep yakınlarında Mercidabık'ta gerçekleşti. Memluk Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamamıştır. Savaş sonunda yaşlı Memlük Sultanı Kansu Gavri atından düşerek ölmüştür.

Bu sefer sonucunda Osmanlı'nın sınırları 5.200.000 km2'ye çıkmıştır.

 

HİLAFET’İN OSMANLI’YA GEÇMESİ

Mısır seferi sonrasında kutsal toprakların Osmanlı hakimiyetine girmesiyle beraber Kutsal Emanetler’i İstanbul’a getirten Yavuz Sultan Selim, 29 Ağustos 1516 tarihinde Hilafet’in Abbasi soyundan Osmanlı soyuna geçirmiş oldu.

Yavuz Sultan Selim Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlük halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldı.

Kutsal toprakları Osmanlı sınırlarına kattığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hakimi) sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hizmetkârı) ilan etmiştir.

Hilafeti devraldığı III. Mütevekkil o dönemde İstanbul’a yerleşmiş, hayatının sonuna kadar hiçbir siyasî vazife edinmeden Osmanlı hakimiyeti altında rahat bir hayat sürmüştür.

 

VEFATI

 

Yavuz Sultan Selim’in saltanatı kısa sürse de, oğlu Kanuni Sultan Süleyman döneminde devletin altın çağını yaşamasına zemin hazırladı. Babası "Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Bayezid’den boş aldığı devlet hazinesini tamamen doldurmuştur.

Mısır seferi sonrasında Batı seferine çıkmak isteyen Yavuz, hazırlıklar sırasında sırtında çıkan bir çıban yüzünden rahatsızlandı.

Hoca Sadettin Efendi’ye göre, Yavuz sırtına bir şeyin battığını Hasan Can’a söylemiş, Hasan Can elini Yavuz’un sırtında gezdirdiği zaman bir şey fark edememiştir. Yavuzun aynı sıkıntıdan tekrar bahsetmesi üzerine Padişahın sırtına bakan Hasan Can, çıbanın henüz baş vermediğini, ancak etrafının kızardığını söylemiştir. Hasan Can’dan çıbanı sıkmasını isteyen Yavuz “Henüz hamdır hünkarım, zorlamak caiz değildir. Münasip bir merhem koyalım” cevabı üzerine hamama gidip orada çıbanı sıktırmıştır.

Çıban sıkıldıktan sonra hastalığı iyice artan Yavuz, Hasan Can’a “seni dinlemedik amma kendimizi helak ettik” demiştir.

Yavuz Selim, hasta olduğu halde, sefer önceden kararlaştırıldığı için Edirne’ye doğru yola çıkmış, ancak hastalığı bu yolculuk esnasında iyice artmıştır.

Başhekim Ahmet Çelebi tarafından tedavi edilmesine rağmen sonuç alınamayınca tedaviden ümit kesip istirahate başlamıştır.

Babasının hastalığı yüzünden Şehzade Süleyman’a hızlıca haber gönderilmiş, lakin Süleyman babasının yanına gelemeden, Yavuz Sultan Selim 1520 senesinin 21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde irtihal etmiş, Rabbine yürümüştür.

 

Vefatından az önce, ahvalini sorduğu Hasan Can “Artık Allah ile olma vaktidir hünkarım” dediği zaman, verdiği cevap unutulmazdır…

“Ya sen bizi şimdiye kadar kiminle bilirdin Hasan Can?...”

 

YAVUZ SULTAN SELİM’İN UNUTULMAZ SÖZLERİ

 

-Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.

-Haine cesaret veren merhamet, zulme yakındır.

-Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn (Mekke ve Medine'nin Hizmetçisi) deyin.

-Devletleri yıkan tüm hataların altında nice gururun gafleti yatar.

-Biz bunca meşakkate alkış uğruna katlanmadık, halis niyetimiz rızayı ilahidir.

-...Ben Allah'ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için zırh giydim, kılıç kuşandım!

-Vükela ve ümeranın süslü elbiseler giymesi padişahlarına tâzimden ileri gelir. Biz Allah'tan başka kime tâzime mecburuz ki bu külfeti ihtiyâr edelim? Bizim padişahımız Allah, vücudu saran elbiseye değil, içindeki imâna bakar.

-Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
 Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş…

-Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fânîlerin alkışları, zafer takları ve iltifâtları bizi nefsimize mağrûr edip yere sermesin!

-Şâyet askerlerimin torbalarında, geçmiş olduğumuz yerlerden alınmış bir şey bulunsaydı, Mısır Seferi'nden vazgeçecektim!..

(Mısır Seferi'nde rûhunu saran bir endişe üzerine askerlerinin torbalarını, geçilen yerlerden koparılmış meyve var mı, yok mu diye hassâsiyetle aratmasından sonra)

 -İsteyenler, karılarının yanına dönüp entarilerini giyebilirler! Ben düşmana karşı tek başıma da gidebilirim!

(Çaldıran Seferi’nde, çadırına ok atacak kadar ileri giden askerlerin isyan etmesi üzerine, söylediği nutuktan bir bölüm.)

 -Ulemânın atının ayağından sıçrayıp bizi boyayan çamur, bizim için şereftir. Mübârektir. Bu çamurlu kaftanı, ben ölünce sandukamın üzerine kapatın!

Yavuz Sultan Selim'in Kahire'ye Girişi - www.turkosfer.com

Yavuz’un Kahire’ye Girişi

Tuğrası

Yavuz Sultan Selim'in Tuğrası - www.turkosfer.com

{{blogbaslik}}


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalışmaları devam etmektedir.
Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz !