» YARATILIŞ İTİBARİYLE EŞİTLİK

Yayınlanma Zamanı: 2008-04-14 16:22:00



Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

     1 - YARATILIŞ İTİBARİYLE EŞİTLİK
     İnsan oluşları itibariyle kadınlar, erkeklerle aynı seviyededirler.
     "Biz hakikat insanı (Bütün insanları), en güzel bir biçim de yarattık." (Tin suresi, 41)
     "Ey insanlar! sizi bir tek candan yaradan, ondan da yine onun zevcesini (karısını) vücuda getiren ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz (e karşı gelmek) den çekinin (Nisa süresi, 1)
     "Kadınlar Erkeklerin (Tamamlayıcı) parçalarıdır." (Ahmed, Ebu Davut, Tirmizi)
     Bu hükümler, insan neslinin zâhiri yaradılışları ve varlıklardan en güzel bir biçimde yaratıldıklarını açık olarak beyan etmektedir. Kadın ve Erkeğin gerçek değeri ise imani ve İslâm esaslarına bağlanmalarındadır.

 

 

  Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

 2 - HATA ETME ve AFFA UĞRAMADA EŞİTLİK
     Şeytanın ve nefsin iğvası ve vesvesesi ile Adem ((a.s.))'ın cennetten çıkarılması, zevcesiyle birlikte oluşu ve erkekle beraber kadında aynı âkıbete müstahak olması ve tevbelerinin birlikte kabul olunması gibi hallerin müsâviliğidir.
     "Bunun üzerine şeytan onların (Âdem'le Havva'nın ayağını) Oradan (Cennet'ten) kaydırıp içinde bulunduklarından (Onun nimetlerinden) Onları çıkarıvermiş (mahrum edivermiş) di" (Bakara Süresi. 36)
     "Hemen Şeytan, onlardan (Adem (a.s.) le Havva dan) gizli bırakılmış o çirkin yerlerini (Avret Mahal lerini) kendilerine açıklamak (göstermek) için ikisine de vesvese verdi." (Araf Süresi. 32)
     "İşte bu suretle ikisini de (Adem (A.S.)'le Havva'yı) aldatarak (o ağaçtan yemeye) Tenezzül ettiler. Ağacın (Meyvesini) tattıkları anda ise, o çirkin yerleri (Avret yerleri) kendilerine açılıverdi ve üzerlerine cennet yaprağından üst üste yapmayıp örtmeye başladılar." (Araf Sûresi, 22)
     Bu âyeti celiyleler, her insanın hata edebileceği ve hata, günah işlediği zaman bütün ayıp âmanlarının faş olup çirkinlikler içerisine düşebileceğini beyan ve işaret etmektedir.
     " (Adem'le Havva) Dediler : Ey Rabbimiz, kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bizi esirgemezsen her halde (maddî ve manevi en büyük) Zarara uğrayanlardan olacağız." (Araf Suresi, 23)

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

    Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

3 - ÎMANA, İTAAT ve İBADETE MUHATAP OLMADA EŞİTLİK :
     İmana, itâat ve ibadete ehil olmak ve iyilik işlerse cennet, kötülük işlerse cezalandırmak ve cehenneme müstahaklık hususunda kadınlarda erkekler gibidir.
     İbâdetin farziyeti bakımından kadınların erkeklerle müsavilikleri var ise de, bu. ibadetin yapılışı bakımından noksan oldukları taraflar mevcuttur. Bazı farklar ilerde bahsedilecektir.
     İmana, ibadet ve itâata ehil olmaları ve iyilik işlediklerinde cennette, kötülük işlediklerinde de ceza ve cehenneme müstahaklık bakımından kadınlarla erkeklerin müsaviliklerini bildiren ilâhi hükümlerden bazıları şunlardır:
     Gerek erkekten, gerek kadından kim, O Mümin olarak iyi amel (ve hareket) de bulunursa hiç şüphesiz onu (Dünyada) çok güzel bir hayat ile yaşatırız ve (o gibilere) her halde yapa geldiklerinin daha güzeliyle ecir veririz." (Nahl Suresi, 97) ,
     "Nihayet Rableri onlar (ın duaları) na (şöyle) icabet etti, İçinizden gerek erkek gerek kadınki kiminiz kiminizden (hâsıl olmadır.) (Ali İmran, 135)
     "Erkekten veya kadından kimde mümin olarak güzel güzel işlerden (Bir şey) yararsa, işte onlar cennete girerler, ve bir çekirdeğin çukurluğu kadar bile haksızlığa, uğratılmazlar." (Nisa Suresi, 124)
     Kadın ve erkek bütün insanlar, îman bakımından müsavidir ve İlâhi hitâbe hepsi muhatabdırlar:
     "Şüphesiz ki, (Allah (c.c.)'ın emrine) râm olan erkekler (Allah (C.C.)'ın emrine) râm olan kadınlar.
     İman eden erkeklerle iman eden kadınlar.
     Taate devam eden erkeklerle tâata devam eden kadınlar.
     Sâdık erkeklerle sâdık kadınlar. Sabreden erkeklerle sabreden kadınlar.
     Mütevâzı olan erkeklerle mütevâzı olan kadınlar Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar. Oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar.
     Gizli yerlerini (haramdan) koruyan erkeklerle gizli yerlerini (haramdan) koruyan kadınlar.
     Allah (c.c.)'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı (C' C) çok zikreden kadınlar (işte) bunlar için Allah ((C.C.)I mâğfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab Suresi, 35)
     Erkeklerle kadınların, ilâhi hitab ve emrin karşısında müsavi olduklarını beyan eden Kur'an'ı Kerim âyetlerinden örnekler :
     "Ya Muhammed S.A.V.) Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmadan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar." (Nur Suresi, 30)
     "(Ya Muhammed S.A.V.) Mü'min kadınlarada söyle : Gözlerini (harama bakmadan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar." (Nur Suresi, 31)
     Kadın, erkek gibi aynı gaye için yaratılmıştır. "Ben cinleri de insanları da (başka bir hikmetle değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zaryati, 56)
     Bu son âyeti celileyle, kadın ve erkek her ikisine de insan olmaları hesabiyle aynı gâyeyi beyan etmektedir. Hakka inanma, mükellefiyet ve hürriyeti ile ibadet ve taatta bulunmaları bakımından erkeklerle kadınlar aynı haklara ve vazifelere sahiptirler
     Yukarıdaki âyeti celiylelerde beyan edildiği üzere kadınlarla erkekler bir şeye inanma, ilâhi emre muhatap olma, hata ve kusur işleme neticesinde hakka niyaz edip kusurlarının affını dileme ve ilâhi affa mahzar olma bakımından ve daha pek çok hüküm ve haklarda müsâvi oldukları anlaşılmaktadır.

 

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

 Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

  4 - ÇOCUKLARIN HAK ve BAKIMLARINDAKİ EŞİTLİK
     İslâm, kız çocuklarını ve onları doğuran kadınları uğursuz ve yeni doğan kız çocuklarını uğursuzluk ve ayıp sayanlarla mücadele etmekte ve böyleleri takbih etmektedir.
     Kız çocukların doğumunu kötü gören ve diri diri topraklara kumlara gömenler câhiliyyet devrinin müşriklerinde ve pek çok milletlerde görülmüştür. Bazı garp milletleri de aynı düşünceye sahiptirler.
     Kız çocuğu ile erkek çocuğun, dolayısıyla kadınla erkeğin arasında insana ve İslâm'a yâraşmayan bu kötü ayırım ve hareket ilâhi hükümle şöyle takbih edilmektedir;
     "Onlardan birine kız (doğumu) müjdesi verilince, kendisi pek öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir.
     -Verilen müjdenin tesiriyle kavmden gizlenir, O (doğan)'ı (sağ bırakıp) hakâretle mi tutacak, yoksa onu. toprağa mı gömecek (kendi kendine düşünür). Bak hükmede geldikleri (bu) şet ne kötüdür." (Nahl Suresi, 58,59)
     "Diri diri gömülen kızın hangi suç (ların) dan dolayı, öldürüldüğü sorulduğu zaman" (Tekvir Suresi, 8)
     Cahiliye. devrinde ki araplar, aç kalmak endişesiyle, yâhut utançlarından dolayı doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleri bir cinayet ve cürüm olması hasebiyle kıyâmette ondan sual ve hesaba çekilecekleri, beyan ediliyor.
     Hz. Peygamberimiz (S.A.V) Bir Hadis-i Şeriflerinde mealen şöyle buyuruyor:
     "Bir kimsenin kız çocuğu olur da, o çocuğu diri olarak toprağa gömmez (veya sü'i kasdle öldürülmez) hakâret ve ihânet etmezse ve oğlan çocuğunu ona tercih, etmezse, Allah-ü Tealâ o kimseyi Cennet'e katar." (Ebu Davut)
     Bu hadis-i Şerif de, erkekle kadının insanlık ve şeref bakımından aynı mertebede olduğunu beyan etmektedir.

 

.

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

  5 - HAKLARIN VERİLME ve KORUNMASINDA EŞİTLİK :
     İslâm, kız çocuk olsun veya anne olsun kadın cinsinden olanların hepsine erkekten ayırım yapmadan ikram edilmesini ve onların, haklarının gözetilmesini beyan etmiştir.
     Meselâ: Kız çocuklarına terbiye öğretmek ve iyilik yapmak husûnda Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Meâlen şöyle buyuruyor:
     "Bir kimse, yanında tasarruf edebileceği bir câriye bulunur da onu (iyi ve şiddetten uzak olarak güzel güzel) tertip ve (yine ince ve nazik bir şekilde güzel güzel) zarurâtı diniyyesini öğretir. Bundan sora da onu âzad edip nikâhlarsa, işte bu kimse için iki ecir vardır." (Buhari)
     Bu hadis-i Şerifte ki beyan edilen, Câriye, bir kadındır.
     "Çocuğun, babası (ve yukarıya doğru asılları) üzerinde hakkı; çocuğun ismini güzel koyması, çocuk evlenme çağına ulaştığı zaman evlendirmesi ve kitabı (Kur'anı Kerimi) öğretmesidir."
     Bu Hadis-i Şerifte zikredilen Çocuk kelimesi, erkek ve kız çocuklarına şâmildir. Binâenaleyh erkekle kadın arasında ayırım yapmadan hayatta her ikisinin haklarına eşit olarak riayet etmek her müslüman baba ve âna ya farzdır.
     Erkeğin kadına iyilik etmesi ile ilgili bâzı âyeti celiyle ve hadis-i Şerifler :
     "Size nefislerinizden, kendilerine ısınmanız için zevceler (hanımlar) yaratmış olması aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması da onun (Allah (C.C.)' ın) âyetlerindendir. Şüphe yok ki bunda fikrini iyi kullanacak bir kavm için elbette ibretler vardır." (Rum Suresi, 21)
     "Dünya (geçici) bir metâdır, Bu dünya metâı'nın (Servet ve kazancının) en hayırlısı sâliha kadındır. (O sâliha kadın) sen ona baktığın (ve yanında bulunduğun) zaman, seni mesrur eden, sen ondan ayrılıp gaib olduğunda da seni muhafaza eden (nâmusunu senin için muhafaza eden kadın) dır." (Muslim, ibni Mace)
     Anne ve nenelere ikram ve itaat hakkında da bir kaç şerî hükümler :
     "Biz insana ana ve babasını tavsiye ettik. (Onlara itaat etmesini emreddik,) Onun anası kendisini zaaf üstüne zaaf ile taşımıştır." (Lokman Suresi, 14)
     Bir adam Hz. Peygamberimize geldi ve dedi :
     - Sohbet edip ikram etmeme en layık insan kimdir?
     - Hz. Peygamber, annendir,
     - Adam sonra yine kimdir? dedi.
     - Hz. Peygamber (S.A.V.) annedir?
     - Adam sonra yine kimdir? dedi.
     - Hz. Peygamber (S.A.V) de babandır. buyuruyordu (Buhari, Müslim)
     Yukarıdaki âyeti celiyle ve hadis-i şerifin hükümleri gereğince Anne ile babanın haklarına riayet etmek hatta annenin hakkı, evlatta fazla olmasından dolayı onun hakkına daha fazla riâyet etmek insâni ve İslâmi bir vecibedir.
     Bu haklara riâyet husûsunun eşitliği bize pek çok gerçekleri öğretiyor ve çok düşünmek gerekir.

 

 

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

 Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

 6 - TÂLİM ve TERBİYE BAKIMINDAN EŞİTLİK
     Kadınların, talim ve terbiyesine ehemmiyet vermek ve erkeklere yapılan tâlim ve güzel terbiyenin pek çoklarını aynî seviyede öğretmek dini bir vecibedir. Fakat bütün talim ve terbiye Îslâm'ın emir ve yasaklarına riâyet ederek her türlü meşrûiyet dahilinde olması şarttır.
     İnsana bilmediğini sorup öğrenmesi farzdır. Bu farziyet insan olup inanan erkek ve kadın her ferdin üzerine lâzımdır. Bir kadının müşkilini yakınlarından olan erkeğin sorup öğrenmesi ve ona öğretmesi lâzımdır. Fakat erkek olmazsa kadın kendisi meşru imkânlarla sorup öğrenmesi lâzımdır.
     Bu husus Kur'an'ı Kerimin pek çok ayetlerinde beyan edilmektedir. Cümleden bir tanesi şu mealdeki âyeti celiyledir:
     "Eğer bilmiyorsanız zikir erbabından (bilenlerden) sorun " (Nahl Suresi, 43)
     Hadis-i Şerifte Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyuruyor :
     "Ensar kadınları (Medineli müslümanların kadınları) ne iyi kadınlardır. Haya (ve utanç) ları kendilerini, dinlerini öğrenmekten men etmedi" (Buhari, Müslim)
     Yukarıdaki âyeti Celiyle, erkek ve kadın bilmeyenlerin bilenlerden sormalârının lüzumunu, Hadis-i Şerif de dîni bilgilerini öğrenen kadınları methü senâ ediyor.
     Şu halde İslâm'ın hükümleri gereğince, erkek ve kadın ilim ve irfan için meşrû yollardan öğrenmeye gayret etmesi lâzımdır. Fakat yabancı erkeklerden yalınız başına bir kadının ilim tahsil etmesi veya onsekiz saatlik mesafede uzak olan yerlere kendinin yakın mahremlerinden bir erkek kimsesi olmadan ilim tahsiline gitmesi, elbette İslâm'ın yasakladığı haramlardandır.
     Diğer bir Hadis-i Şerif de Rasulü Ekrem [S.A.V.] şöyle buyuruyor:
     "İlim talep etmek (öğrenmek veya öğrenmeye çalışmak) her müslüman üzerine farzdır." (Beyhaki)
     Bu Hadis-i Şerifte Müslimin' kelimesinden sonra Müslimetin; kelimesini de söylemek şöhret bulmuştur. Müslim-Müslüman erkek demektir.' Müslimetin-Müslüman kadın, demektir. Her ne kadar Müslimetin' lafzını söylemek meşhur olmuş ise de, Hadis-i Şerifin aslında yoktur. Fakat mana itibariyle sahihdir. (Elmer'etü Beynelfıkhı velkanun, S. 29)
     Yâni Müslüman erkeğe ne farz olursa. Müslüman kadına da aynı şey farzdır.
     Meselâ : Mükellef Müslüman erkeğe, îman farz, namaz farz, zengin olursa, zekat ve hacc farzdır. Bunlar kadına da aynı farzdır. Ancak kadına farz olan haccı eda edebilmesi için uzak mesafede ve sefer müddeti olan memlekette ise, yanında kocası, babası, oğlan kardeşi ve bunlara benzer ebediyen nikahlanması haram olan bir erkekle gitmesi şarttır. Kezâ orucun farzlığı da aynıdır. Ancak kadın orucu tutacağı zaman ana halinde veya nifaslı olmaması şarttır. Bu mâniler olduğu taktirde o günleri yer, temiz günlerinde kaza eder.
     Her müslüman erkek ve kadına yapacağı dînî, dünyevi işlerin ve vazifelerin hükümlerini, iyi ve fesat taraflarını öğrenmesi farz ve lâzımdır. Aynı zamanda erkek çocuk olsun kız çocuğu olsun, kendilerine farz olan vazifelerini öğretmekte baba ve analarına farzdır.
     Erkek çocuğa ileride babalık vazifelerini, kız çocuğuna da analık vazifelerini öğretmekte bu vecibelerdendir. Fakat bu hükümler İslâm'ın beyan ettiği mecburiyet dahilinde ve meşru şekilde olması da şarttır. Aksi halde İslâm'ın müsaade etmediği yollardan ve yollarla onlara ilim adı altında sapıklık ve küfür öğretilebilir.
     Ne yazık ki, bulunduğumuz asırda pek çok baba ve anaların veya çocukların terbiyesi ile meşgul olanlar, İslâm'ın beyan ettiği şekilde dînî, dünyevi. maddî manevi, dünya ve âhiretle ilgili her çeşit faydalı ve zarûri bilgileri öğretmeyip veya öğrettirmeyip, şehvet ve göbekten aşağıya hicap eden uçkur bilgileriyle meşgul ediyorlar.
     Kadını ve kız çocuklarını vazodaki çiçek gibi muhafaza etmesi lâzım gelirken kocası, babası veya başka yakınları dansda, baloda, pavyonda, sinemada ve hatta sokaklarda cinci sapıklık ve insan nesline yakışmayan hayvanî zevklerle hayatlarını öldürüyorlar. Ve böyle çirkin hareketlerini îlân ve telkin etmekle meşgul ediyor veya ettiriyorlar.
Taklitçilik ve modacılık almış yürümüştür. İslâm'ın müsaadesi dahilinde bulunacağı ve müslüman kadınlarını taklit edeceği yerde, küfrün ve kâfirlerin îcat ettiği îmana ve ahlaka saldıran, insanları hayvanlaştıran gayri meşru ve edep dışı modalar taklit ediyorlar.
     O hale gelmiş ki, hayvanların her şeyi meydandadır. Sosyete ve moda diye bedeninin her tarafını açmak için çareler arıyor ve açıyor. Yani her şeyi meydanda olan hayvanlarla adeta yarışıyorlar.
     Her müslüman, baba ve ana, dünyaya gelen çocuğuna dini bilgisini öğretmesi her çeşit küfür tehlikelerinden korunma çarelerini öğretmesî farzdır. Binaenaleyh bu çocuk, oğlan olsun kız olsun, ayırım yapmadan meşrû yollardan dîni, dünyevi, maddi ve mânevi bilgileri öğretmesi şarttır.

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

   Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

  7 - AZ veya ÇOK VÂRİS OLMAK CİHETİNDE EŞİTLİK :
     İslâm: Kadın olsun, erkek olsun, anne, baba, kız, oğlan, hatta kadın, hâmile ise, erkek olsun, kız olsun doğduğu zaman onlara irs (verâset) hakkını tayin etmiştir. Hiç birini irsden mahrum etmemiştir. Ancak bunların hepsisinin müslüman olmaları şarttır.. Müsavîliklerinden birisi de budur.
     Kadınlarda erkekler gibi mîrasda az ve çok hakları vardır.
     Cahiliye devrinde, kızlar, kâdınlar ve çocuklar miras alamazlardı. O hak, ancak harbeden, ganimet alan ve memleketini müdafaa eden kimselere mahsustu.
     Bunun üzerine bu hareketin haksızlığını îzah ederek kadınlarında erkekler gibi mîrasta az veya çok haklarının olduğunu beyan eden şu ilâhî hüküm gelmiştir :
     "Ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından (terekelerinden) erkeklere, ana ve baba ite yakın akrabaların bıraktıklarından (terekelerinden) kadınlara, azındanda ve çoğundanda farz edilmiş birer nasıyb olarak, hisseler vardır." [Nisa Suresi, 7]
     Vârislikte kadın ve erkek hepsi hak bakımından müsavidir. Fakat her ferdin alacağı haklar çeşitli sebeplerden dolayı farklıdır. İlâhi hükme muhatap olma bakımından birdirler. Bu emrin tatbik ve infazı bakımından bazı farklarla değişik hakka sahiptirler.
     Bu hükümlerin nedenini daha iyi anlamak, için evvelki altıncı maddeyi tekrar okumalıyız ve ilerde gelecek olan bazı hukûkî farkların îzahını dikkatle okumak gerekir.

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

  Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

  8 - KARI İLE KOCANIN HAKLARI CİHETİNDE EŞİTLİK :
     İslâm; Erkeğin (Kocanın) kadınında hakkını beyan ettiği gibi, kadının da erkekte pek çok haklarının olduğunu beyan etmiştir. Yani her ikisinin karşılıklı hakka sahip olmaları, her ikisinin Müsâvî hak sahibi olduklarını beyandır. Ancak bu haklara sâhibiyet erkeğin riyaset ve idaresi altında olmasıyladır.Ve bu riyaset sahibi erkeğin zulüm ve istibdat yollarına. sapmaması da şarttır.
     Karı ile kocanın karşılıklı hak sahipleri olduklarını beyan eden İlahi hüküm :
     "Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar üzerinde (hakları) vardır (Yalnız) erkekle(onlar (Kadınlar) üzerinde (daha üstün) bir dereceye mâlikdirler." (Bakara Suresi, 22)
     Hz. Peygamberimiz (S. A. V.) Efendimiz, bir hadis,i Şerifinde mealen şöyle buyuruyor :
     "Kulak verin! Muhakkak kadınlarınız üzerinde sizin hakkınız var ve sizin üzerinizde de kadınlarınızın hakkı vardır.
     - Kadınlarınızın üzerindeki hakkınız, sizin hoşlandığınız kimselere, evinize izin vermemeleridir.
     - Duyun, Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, yemeleri ve giymelerinde güzel yedirip ve güzel giydirmenizdir." (Tirmizi)

 

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

 Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

9 - HİMAYE ve HAKLARINA SAHİP OLMADA EŞİTLİK :
     İslâm, Erkekler de olduğu gibi kadınlarda henüz baliğ olmamış ve küçük iken yetim kaldıklarında veya o halde iken yetim olmadıkları zamanda da hem kendileri ve hem malları ve mülkleri kendilerine bakmakla mükellef olan velîleri üzerine farzdır. Hatta onların her türlü terbiye yardım ve koruma imkanlarıyla kız çocuklarını himayelerinde muhafaza etmeleri farzdır.
     Fakat Kız çocuklar, ergenlik çağına 15-18 yaşına) vardılarmı, erkeklerdeki bulunan bütün mâlî, ticarî, vekalet, kefalet, havale, sulh, ortaklık, hibe ve malını vakfetme yetkisi gibi yetkilere sahiptir. Bütün mallarının tasarrufu kendisinin idaresindedir. Yani Fıkıhda beyan edilen, şahsî, malî ve iktisadî haklarına sahiptir. Zira hür ve mükellef olan her kadın böyledir.
     Kadınların, erkekler gibi malî, iktisadî ve mülkî hürriyete ve hakka sahip olduğu Kur'an-ı Kerimin pek çok ayetlerinde mezkürdür. Cenab-ı Hak bir ayeti celilesinde şöyle buyuruyor :
     "Erkeklerin kendi kazandıklarından bir payı olduğu gibi, kadınlarında yine kendi kazandıklarından bir hissesi vardır." (Nisa Suresi, 33)

 

  İSLÂMDA
KADINLA ERKEĞİN
MÜSÂVLİK CİHETLERİ
 

   Bütün insanlar, yaradılış ve zahiri görünüş itibariyle güzel sûrette ve müşterek vasıflara sahip olarak yaratılmışlardır. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratılan insan, ancak yaradana inanıp ve emirlerine boyun eğmekle faziletli ve üstün varlıkdır.

 10 - BÂZI VAZİFELERİ YAPMADA EŞİTLİK :
     Kadın, İlim ve irfan ile mükellef olması hasebiyle âlim olur, Müftü (fetva verici) olur, velî olur ve ârif olur. Kadın, erkek gibi iyiliği kendi cinsine ve icabettiği zaman meşrûiyet dahilinde erkeklere emreder, kötülükten nehyeder. Fakat bütün bu vazifeler erkeğin olmadığı veya kadından başka bilenin bulunmadığı zarûretler karşısında caizdir.
     Kadın, bulunduğu memlekette ve meşru şartlar altında hakim olabilir. Fakat sefer müddeti mesafelere ve pek çok tehlikeli yerlere gitmesi ve yabancı erkeklerle görüşmesi gibi haramlarla karşılaşacağından, Devlet Reisi olamaz. (Elmeretü b•ynelfıkhı velkanun, 39 vs izmitli ismail hakkının, El- cevabü
     Bu vazifeleri yapan veya yapacak olan kadının, eli, yüzü ve topuklarından aşağı ayağı hariç her tarafı örtünmüş olması erkeklerle karışmaması, yabancı bir erkekle bir kadının yalınız başına bir odada kalmamaları ve yukarıda bahsettiğimiz, aşağıda bahsedeceğimiz kötü netice meydana getirecek her türlü haram sebeplerden kaçınması ve gereken her muşrû çarenin bulunması şarttır.
     Kadınlarda; erkekler gibi dinî vazifelerle mükellef olduğu gibi emri bilmaruf ve nehyi anilmünker (iyiyi tavsiye ve kötülükten men etme) ile mükellef, alim, velî olabilir fetva verebilecekleri pek çok hakikatlerle sabittir. Kadınlar hem cinsi olan kadınlara, çocuklarına, yakınlarına ve icap eden zarûretler karşısında müslüman erkeklere İslâm'ın beyan ettiği edep ve tesettür dahilinde bu vazifeleri yapabilir:
     Kur'an-ı Kerimde meâlen şöyle buyurulmuştur. "Mümin erkekler de, mümin kadınlarda birbirinin velileri (dostları ve yardımcıları) dır. Bunlar (erkek ve kadın müminler, insanlara) iyiliği emrederler, (Onları) kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah'a (C.C.) ve Resulüne itâat ederler. İşte bunlar, Allah onları rahmetiyle yargılayacaktır. Çünkü azimdir, hakimdir." (Tevbe Suresi, 71)
     Hz. Aişe (R.A.) validemiz, Râbiatüladeviye hanım ve emsali kadınlardan fakih ve alim kadınların İslâm'a pek çok hizmetleri olmuştur.
     Buraya kadar saydığımız maddelerden anlaşılmıştır ki, kadınlarla erkekler arasındaki müsavilik yönlerini şöyle hülasa edebiliriz :
     a) İslâm'da, insanlık şerefi ve kemali bakımından kadınlar erkekler gibidirler. Zahiren erkekte ki güzel siyret ve varlıklara sahiptirler. Binaenaleyh erkeklerin şeref ve haysiyeti ne ise, kadınlarda aynı şerefe ve kıymete sahiptirler.
     b) Erkek, küçüklüğünden îtibaren talim, terbiye ve ilahi emirlere muhatap olması zamanına ve ondan sonra ölünceye kadar ne gibi ilâhi tekliflere muhatap ve mükellefse, kadın da aynı hükümlerle yükümlü ve muhataptır.
     MESELA: Erkeğe, yedi yaşından itibaren îman etmesi hükmü ve mükellefiyeti aynı zamanda namaz kılmasına alıştırmak keyfiyeti kadın da aynıdır. Mükellef olduğu zamân erkeğe imanı kesbi ve namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek, anaya babaya itaat etmek, helal lokmayı yiyip, hâramdan kaçınmak gibi dini vazifeleri yapmak erkeklere nasıl farz ise, kadınlara da aynı farzdır.
     Öğrenilmesi ve yapılması farz olan bütün bilgi ve amelleri öğrenmek ve yapmak istisnasız erkek olsun, kadın olsun bütün müslümanlara farzdır.
     Küçük yaştan itibaren büyüyüp ölünceye kadar koruma, bakım ve hürmet etmeğe erkek. neye layık ise, kadın da aynı haklara sahiptir. Hatta bazı yerlerde kadına hürmet ve şefkat erkekten de elzemdir, Evladın anasına itaat ve hürmet etmesi babadan daha ziyade olduğu bu cümledendir. Nitekim beşinci maddede bu gerçek bir Hadis-i şerifle açıklanmıştır,
     c) İslâm bütün, malî tasarrufta kadınların erkekler gibi aynı haklara sahip olduğunu beyan etmiştir. Elbette bu malikiyyet erkeklerde olduğu gibi kadında da sinni ruşde (Ergenlik ve buluğ yaşına) vardığı zamandır. Bâlığa ve mükellef olan bir kadının mülkünde ne babası, ne kocası ve ne de kadının kardeşi gibi mahremlerinden birinin salahiyet ve tasarrufu vardır. Bütün tasarruf ve yetki malın sahibi olan kadınındır. Kadın malını satar rehin verir, bağışlar, emanet bırakır ve icara verir, kefil ölür, vekil olur. Dava eder, vasiyet eder ve sair hakları na sahiptir.
     Binaenaleyh bir erkek nasıl malını harcarsa, muhafaza etme, hayra sarfetme, satma ve alma gibi tasarruflarla malının sultanlığını yapar ve sahipse, kadında aynı haklara sahiptir.
     Hülâsâ'i Kelam; kadınla erkek beşerî ve insani hayatta aynı seviyede müşterekî yaradılışın îcabı eşit haklara ve insanlığın terakki ve medeni hayata kavuşabilmesi için, İslam'ın beyan ettiği meşrûiyyet dahilinde el ele verib çalışmaları gerekir. Fakat gayrî İslâmi görüş ve hareketlerini örnek edinmek insanlık ve müslümanlık dışında batıl ve en kötü hareketlerdendir.

 

SON

 


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalışmaları devam etmektedir.
Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz !