» SEVGİLİ PEYGAMBERİM CİLT 5 - Sıkıntı, sıkıntı sıkıntı

Yayınlanma Zamanı: 2017-03-23 17:05:00



SEVGİLİ PEYGAMBERİM CİLT 5 ile ilgili görsel sonucu

 

Sıkıntı, sıkıntı sıkıntı,

Yiyecek, giyecek sıkıntısı had safhada kuşatma üçüncü yıla girdi. N'olacak, bu işin sonu nereye varacak? Bu suali sadece muhasara altındaki mümin veya Haşimller değil bazı Kureyşliler dekendi kendine sorup derinden derine rahatsız olmaktadır. "Ahdname" dedikleri Kabe duvarına asılı şu paçavra artık yırtılıp atılmalıdır. Bu kadar da zulüm olmaz. Bu anlaşma insanı insanın kurdu yapmıştır... Hişam bin Ömer bin Haris, bu kağıdı yırtmak için bir müddettir kendi kendine fikirler yürütüp, planlar kuruyor.

Bir gün Zübeyr bin Umeyye! Mahzumi'ye geldi ve düşüncesini ona açtı.

-Ey Zübeyr! Senin vicdanın hiç sızlanmıyor mu?

Bak sen bolluk içinde yüzüyorsun. Oradaki halaların ne halde? Bir tas çormaya, bir eski entariye muhtaç duruma geldiler. şu Ebu Cehil'in ettiği doğru mu?

Bunu içine sindirebiliyor musun?

Zübeyr, onu keskin bir dikkatle dinliyordu.

-Doğru dedi, bu insanlık değil. Şayet bana yardım eden olursa o ahdi bozmaya çalışırım.

-Ben hazırım.

-İki kişi az olur. Bir kişi aha bulaz mısın?

Bunun üzerine Hişam, Nevfel bin Abdi Menaf'a gitti; ve:

-Manzara seni rahatsız etmiyor mu? Bak şu gün bir kısım Abdi menaf evladı açlığa mahkum edilmiş ölümleri bekleniyor. Sen ne yapıyorsun? Hiç.

-Ama ben yalnız bir insanım ne yapabilirim ki?

-Hayır yalnız değilsin! Zübeyr de var. böylece üç kişi oluyoruz, dedi...

Daha sonra bu üç kişiye iki kişi daha eklendi: Ebül Bühteri ile Abdülmuttalib bin Abdülaziz. Bu beş kişi önce kafa kafaya verip stratejiyi bir güzel çizdiler... Ertesi gün Kureyşlilerin en kalabalık olduğu saatte Zübeyr, onlara seslenerek kendilerini sarıp tesir altına almaya çalışırken gönül birliği ettiği diğer dört arkadaşı meclisin dört ayrı noktasında bulunacak ve buradan yüksek sesle Zübey'e destek vereceklerdi.... Böylece toplum psikolojik bakımdan hakimiyet altına alınarak hedef alınan maksada doğru yönlendirilecek.

Öyle yapıldı. Beklenen günde Kabe'nin önü. Kureyş'in en kalabalık olduğu saatler... Birden bir ses:

Ey Mekkeliler!!!

Bütün başlar sesin geldiği tarafa çevrili ve bütün gözler sesin sahibini arıyor. Zübeyr, yüksek bir yere çıkmış ateşli nutkunu veriyor:

-Bir düşünün! Biz refah içinde yüzerken akrabamız olan insanlar muhasara altında açlıktan neredeyse kırılır duruma geldiler. Onlar tam üç senedir her varlıktan mahrum halde sıkıntıları göğüslüyorlar. Çocukların ne suçu var? Onlar bile çekiyor. bu ağır zulüm artık bitmeli.. bu hata düzelmeli. Ve ben bunu düzelteceğim. "Ahdname" dediğmiz zalim paçavrayı Kabe duvarından alıp parça parça atmeden, bu kararın yürülüğüne son vermeden buradan ayrılmayacağım.

Ebu Cehil, cırtlak sesi ile bakışları kendine çekti:

-Yalan! Yalan söylüyorsun!

-Sen yalan diyorsun! Biz zaten o anlaşmaya ta o günden muhaliftik, baskı altında evet dedik!..

-Asla! Asla! Ahdnameyi istemiyoruz.

-Ona uymayacağız.

Zübeyr'in arkadaşları dört taraftan Ebu Cehil'e cevap yetiştiriyorlardı...

Halkdan beklenen sesler yükselmeye başladı:

-Doğru! Bıktık bu işten. Öz akrabalarımızı kendi ellerimizle esir aldık; baskı altında inletiyoruz.

Bir anda herkes sustu. Ebu Talip, onlara hitap ediyordu:

-Ahdnameyi bana getirin?

..............

Ebu Talip, ahdnameyi ne yapacak, neden istiyor? Kabe önüde deminki tartışmalar olurken Cebrail aleyhisselam, Sevgili Peygamberimiz'e gelerek bahsi geçen ahdnamenin bir güve tarafınndan yendiğini; sağlam olarak sadece "Allah" yazılı olan kısmın kaldığını haber vermişti. Resulullah müjdeyi amcasına duyurdu. Ebu Talip şaşırdır:

Ama, dedi, böyle bir şey varsa sen bunu nereden biliyorsun. Bizim dışarı ile hiç bir irtibatımız yok ki ne biz dışarı çıkabiliyoruz, ne gelen var?

-Cebrail'den öğrendim, buyurdular.

-Sen yalan söylemezsin, diyerek yeğeninin yanından ayrılıp ahdnamenin asılı olduğu duvar dibine geldiğinde münakaşanın bu konuda olduğunu görmüş ve işte o zaman onu istemişti.

Bazıları ümide kapıldı.

-Yeğenini teslim etmeye geldin değil mi? O ölmeden bu ikiliğin bitmesi imkansız.

Ebu Talib:

-Ey Kureyş şu anlaşmayı siz kaleme aldınız ve yine siz mühürlediniz değil mi?

-Evet biz yadık; reislerimiz mühürleri ile tasdik etti...

-Yeğenim, bir böceğin anlaşma metnini yediğini, sadece "Allah" yazılı olan kısmın sağlam kaldığını söyledi. Ben doğru söylediğine inanıyorum. Buna rağmen kağıt sağlamsa O'nu size getireceğim. Şayet dediği olmuşsa ahdnamenin hükmü kalmasın diyorum razı masınız?

Topluluğun önüüleri bir taraftan merdiven kurarak ahdnameye uzanırken bir taraftan da Ebu Talib'in dedikleri ile inceden inceye alay ediyorlardı.

-Böcek, kağıdı yiyecekmiş ama Allah isminin geçtiği yerden korkup orayı öylece bırakacakmış. ne hayal ya! Bunu diyen şiir yazsa bari!

Bu gevezeliği yapan lafını bitirdiğinde ahdnameyi aşağı indirmişti... Herkes merakla başına toplandı.

Muhafaza açıldı ki doğru. Ebu Talib'in haberi aynen vaki! herkes şaşkınlık içinde:

-Aaa! Hayret, imkansız birşey bu...

Ebu Cehil vaziyeti toparlamaya çalıştı.

-Heyret edecek ne var?! Büyü işte anlamıyor musunuz? Benzerlerine kaç kere şahit olduk? Bu da onlardan biri. Hadi Herkes dağlıp işine baksın.

-İşine baksınmış! Hayır. Bu paçavranın kalanı da yırtılmadan; andlaşma yürürlükten kaldırılmadan bir yere gitmeyeceğiz.

-Evet arkadaşlar! Bu iş buraya kadar gider! Akrabamız kuşatma altında bitti artık.

-Böyle bir ahdi istemiyoruz, bu anlaşmaya razı değiliz!..

Bu sesler, Zübeyr ve dört arkadaşına aitti.

Kureyş'in çoğunluğu onlara katıldı. Kağıdı paramparça ettikten sonra kuşatma hattına saldırarak çemberi yardılar... Kimse itiraz edemedi. Zira itiraz, bir isyan; büyük bir iç kavgaya sebep olacak ve belki de müminleri çoğaltacaktı.

Bisetin onuncu yılına girerken müslümanlar, üstün bir sabır ve metanetle açlık ve yokluk imtihanını da vermiş oluyorlar...

 

ebu talib'in ölümü

O hüzünlü Peygambere

Selât ve Selam Olsun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalışmaları devam etmektedir.
Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz !