» ANADOLU BEYLIKLERININ KURULMASI



ANADOLU BEYLIKLERININ KURULMASI Üzerinde yasadigimiz Anadolu, tarih boyunca çesitli kavimler tarafindan isgal edilmis ve bu yarimadada birçok devlet kurulmustur. Ancak bu devletlerin hiç birisi Anadolu'nun tarihi üzerinde Türkler kadar etkili olamamislardir. Türklerin Anadolu'yu fethederek Islâmlastirmalari ve burayi vatan yapmalari Türk ve dünya tarihinin en önemli olaylarindan biridir. Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce, Tugrul ve Çagri Bey'lerin idaresinde bulunan Türkmenler, Maveraünnehir'de Karahanli ve Gazneli devletlerinin siddetli baskilari altinda bulunuyorlardi. Bu kardesler kendilerine daha elverisli topraklar bulmak için bir kesif seferi yapmaya karar verdiler. Bu düsünce ile Çagri Bey, üçbin kisilik bir süvari kuvvetiyle batiya, Anadolu'ya dogru hareket etti. Çagri Bey'in 1015 yilinda baslattigi bu ilk kesif seferinden sonra Anadolu'ya yönelik Türk akinlari artarak devam etti. Selçuklular 1040 yilinda yapilan Dandanakan savasindan sonra bagimsiz bir devlet haline gelince, Anadolu gazalarina daha çok önem verdiler ve bu yarimadayi sistemli bir sekilde fethe basladilar. Tugrul Bey zamaninda kalabalik Türkmen gruplari Van ve Erzurum'a kadar ilerlediler. Bu sirada bir baska Oguz grubu da Diyârbekir yönünde ilerleyerek Meyyafarikîn (Silvan), Mardin ve Cizre'ye kadar ulasti. Selçuklular 1046'da Gence'de ve 1048'de Hasankale'de Bizanslilari agir yenilgilere ugrattilar. Tugrul Bey 1054 yilinda Erzurum'a kadar ilerleyerek bu bölgeleri itaat altina aldi. Ayni yil Malazgirt kalesini de muhasara eden Tugrul Bey, kisin yaklasmasi üzerine buradan ayrilmak zorunda kaldi. Daha sonra burasini ele geçirdiler ve imparator Konstantinos Dukas'in gönderdigi Bizans kuv...

Devamını Oku

» Kur’an’da Ahlâk Esasları



Kur’an’da Ahlâk Esasları Kur’an, diğer bir çok konuda olduğu gibi, ahlak konularını da her hangi bir ahlak kitabı gibi sistematik olarak ele almamakla birlikte, eksiksiz bir ahlak sistemi oluşturacak zenginlikte nazari prensipler ve ameli kurallar getirmiştir. Arapça bir kelime olan ahlakın konusunu insanın karakteri, iyi ve kötünün tespiti, iyiyi alıp kötüden kaçınma yolları, insanın yapması gereken vazifeler oluşturur. Ahlak sayesinde insan davranışlarındaki güzel ve çirkin olanı anlarken fazilet ve reziletleri de kavrar, ahlakî faziletlerle süslenme ve kötülüklerden yahut manevi hastalıklar(emradu’l-kalb) dan kurtulma yollarını öğrenir. Zaten ahlakın gayesi de budur. Kur’an-ı Kerim’de iki yerde “hulk” kelimesi geçmektedir. Ayrıca pek çok ayette “amel” teriminin alanı ahlaki davranışları da içine alacak şekilde geniş tutulmuştur. Bunun yanında birr, takva, amel-i salih, istikamet, husün, hayr, ma’ruf gibi iyi ahlaklılık; ism, dalal, fahşa, münker, bağy, seyyie, heva, fısk, fücur, zulm gibi kötü ahlaklılık ile ilgili anlam ifade eden birçok kavram vardır. Kur’anda nazari ve ameli ahlakla ilgili çok zengin malzeme ve prensipler bulunmaktadır. Bunları şöyle maddeleştirmek mümkündür. 1. Kur’an’da ahlak, iman ve ibadetle iç içedir. Kur’an imanın yanı sıra ibadet etme ve güzel ahlaka sahip olma gereğine birçok ayetlerde işaret eder. Bu ayetlerden birisi şöyledir: “Onlar büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları zaman da onlar, affederler. Rab’lerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayı...

Devamını Oku

» İslâmda Muaşeret (Güzel Geçinme) Adâbı



İslâmda Muaşeret (Güzel Geçinme) Adâbı   İslâm dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.   Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.   İslâmda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:     1) Herkese karşı tadlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:   "Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever."     2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.   Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur.   "Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selâmette bulunur."     3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.   Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:   "Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla."     4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:   "Üç gün...

Devamını Oku

» İslam’ı katıksız ve müslümanca yaşamak



İslam’ı katıksız ve müslümanca yaşamak   Türkiye genelinde yaşayan yetmiş milyon nüfusun yüzde doksan dokuzundan fazlası müslümandır. Kendilerine bir soru tevcih edildiği zaman: “Ben de müslümanım” diye cevap veren insanlarımızın büyük çoğunluğu, maalesef İslam dinini müslümanca yaşamaktan uzaktır.   Mükellef yaşa gelmiş ve aklî muvazenesi yerinde olan her erkek ve kadın; kelime-i şehadetle girmiş olduğu İslam dininin her türlü emirleri ve yasakları ile muhataptır. Kişilerin makam ve mevkii, ekonomik gücü, servet ve sâmanı ne olursa olsun, hangi yaş ve cinsiyet grubunda bulunursa bulunsun, her müslüman, ilahî emirleri yerine getirmek, nehiylerden de son derece uzak durmak mecburiyetiyle karşı karşıyadır. Allah (c.c.) tarafından bildirilen hiçbir emirde ve hiçbir yasakta keyfîlik ve ihtiyarîlik yoktur.     Dağdaki çoban, tarladaki çiftçi, resmî veya gayr-i resmî yerlerde çalışan amir ve memur, her çeşit işçi ve işveren, asker ve sivil, devletin en tepe noktasında görevliler ile her kademedeki bürokrat; ilahi emirler, haramlar ve yasaklar karşısında müsavidir. İslam dininde hiç kimseye karşı bir ayrıcalık, bir tefrik kesinlikle söz konusu değildir. Zira İslam dininin cihanşumül bir din olmasının önemli esprilerinden biri de eşitlik ilkesine önem vermesidir.   Madem ki, Türk milleti olarak İslam’ı din olarak, Hazret-i Muhammed’i (s.a.v.) peygamber, Kur’an-ı Kerim’i de kitap olarak seçmiş; şeksiz-şüphesiz ve hiçbir zorlama olmadan kabul etmiş, yani müslüman olmuşuz, öyle ise İslam’ı gerçek manada ve müslümanca yaşamak için her şeyden önce sapasağlam, ...

Devamını Oku

» Değişmeyen rehber Hz. Muhammed’i örnek edinmek



Değişmeyen rehber Hz. Muhammed’i örnek edinmek   Birçok değerlerin ve kıymet hükümlerinin alt üst olduğu, kalbî ve ruhî hayatın iflas ettiği, Muhammedî bir havanın bizden uzaklaştığı günümüzde, Hz.Peygamber (s.a.v.)'e ittiba etmek çoğu meselelerimizi çözümleyecektir. Zîra sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesinde; “Size iki emanet  bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir”(1) buyurmaktadır.   Biz müslümanlar ne bulduysak O'na ittibâ etmekte bulduk, yine ne bulacaksak O'na yaklaşmada, O'nu anlamada ve O'na ittibâ etmekte bulacağız.   Bizler Hz. Peygamber (s.a.v.)'i kaybetmekle her şeyimizi kaybettik, bu uzun yolda kaybettiğimiz herşeye yeniden sahip olmamız, Hz.Muhammed (s.a.v.)'i yeniden bulmaya ve gönüllerimizde O'na karşı coşkun sevginin uyanmasına bağlıdır.   Büyük meselelerin çözüm beklediği çok çetin günlerdeyiz. Hangi asırda yaşarsak yaşayalım, hangi devirde bulunursak bulunalım, önümüzde cereyan eden hadiseler hangi cinsten olursa olsun bizler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'i hayatımızda örnek edinirsek kurtuluşa ereceğiz. Aksi takdirde kurtuluşumuz mümkün değildir.     Hz. Peygamber örnektir ve kendisine uyulmalıdır   Yüce  Allah, Kur’an-ı Kerim'de mü'minlere Hz. Peygamber (s.a.v.)'i örnek gösteriyor:   “Allah'ı ve âhiret gününü arzulayan ve Allah'ı çokça zikredenler için, siz mü'minler için Allah'ın Rasulünde pek güzel bir örnek vardır.”(2)&n...

Devamını Oku

» Hased Ateşi



Hased Ateşi   Hased (kıskanēlık), başkalarının elindeki nimeti çekememek, bu nimetin, o şahsın elinden alınmasını istemektir. Gıpta ise başkasının sahip olduğu imkanları beğenmek, sevmek ve meşru yollardan o imkānlara kavuşmayı istemektir. Gıpta güzel bir haslettir. Hased, fertlerin gelişmesini önleyen, insanı iēten iēe yıkan, pek müzmin, pek ēirkin bir huydur. Bunun iēin dinimizde hased, haram kılınmış ve ahlāk-ı rezīlelerden sayılmıştır. Gıpta, insanın başkalarından, ibret alarak başkalarının güzel hallerini kendisine örnek yaparak ēalışması, gayret göstermesine imkān verdiği iēin pek güzel bir haslettir. Genēlerin, gıpta damarlarını harekete geēirmek, hased damarlarını körletmek bir terbiye işidir ve son derece lüzumludur.   İlim adamlarını mahveden şey haseddir. Nice hārika zekālar, hased yüzünden, kendilerini yükseltme yerine, başkalarını alçaltmak için çalışmıştır. Nice imkanlar insanların ve cemiyetin hayrına kullanılma yerine, hased yüzünden ziyan edilmiş veya yıkıcılıkta harcanmıştır.   Hasetēi, eğeyi yalayan kedi gibi kendi kanını içtiğinin farkında bile olamaz. Evet, bir hadis-i şerifte de açıklandığı gibi, hasetçi başkalarına zarar verirken, kendisini de yer bitirir.   İnsan, doğuştan başkalarının saadetinden zevk alan, başkalarının iyiliği, hayrını kendi iyiliği ve hayrı bilen bir yaratılıştadır. Fakat hasedle bozulan, ēözülen kimse hep başkalarının felāketinden hayvanī bir zevk duyacak hale gelir.   Hased öyle bir kurttur ki, genç-ihtiyar, alim-cahil, hoca- talebe demeden herkesin içinde kendisine rahat bir barınak bulabilir. Musallat olduğu her bir ruhu kemirir  durur.   Bu tilki yapılı mahluk, peygamber evladına bile söz geēirebilmiştir. Gizli şirk gibi bir şeydir bu. Başka başka ēehreler göstermeğe ve masum ta...

Devamını Oku

» Ahlâk, mesuliyet ve tv’lerimiz



Ahlâk, mesuliyet ve tv’lerimiz Türkiye’de "müstehcen ve millet düsmani televizyonlari protesto mitingi" tertipleyen ilklerden biriyim. Fevkalâde ehemmiyet verdigim konulardan biridir televizyon. Çagimizin degilse bile Türkiye’nin pusulasi mesabesindir neredeyse. Televizyon ile sekiz yasinda tanismis ve bir türlü sevememis, muhalifi bir münevver olarak, bu çag aletinin menfî ve müsbet taraflarini yeteri kadar kavradigimi saniyorum. Ve müsahadelerimi, bildiklerimi Allah (c.c) rizasi için kaydetmek isterim. Dünya, televizyonu bizden birkaç on yil önce tanidi. 1963 yilinda Amerika’da dört kanaldan yayin yapiliyordu. Bizim televizyonu yaygin olarak izledigimiz sunun surasinda yirmi küsur senelik bir mazi. Televizyonun devlet tekelinden çikip özel tv kanallari kurulmasi ise, hayli yeni sayilir. Ve belki de asil problem, bu "özel" kanallarin arz-i endam etmeleriyle basladi. Özel tv’lerle baslayan menfî ve menfûr yayinlar tiksindiriciligin de ötesinde bir boyut kazanmistir. Artik hiçbir ahlâkî kayit, ölçü, mizân ve iz’ân kalmamistir. Son hadiseler de alenen göstermistir ki, ülkemiz tv’leri tüm menfîliklerinin yaninda konvansiyonel (kaniksanmis, klasik) birer silah haline de geliyorlar. Eline bir tv kamerasi geçiren milletin canina okuyor!.. Millet ve Devletini canindan aziz bilen, namus, hamiyyet ve îmân sahibi insanlara yapilan zulüm, ülkemizi felâket ve facialarin envayi çesidiyle burun buruna getirdi. Zalimlere "yeter artik zulüm yapma"denilmez. Onlar buna icbar edilmelidirler! Pekâla kim yahut kimler yapacak bu zorlamayi? Kurtarici mi beklenecektir? Hayir bu zorlamayi bizzat millet ve mill...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-9 Kitap



10.Kitap Haçlılar                                                                   10. Kitap     resimli      İNDİR   resimsiz    İNDİR   Alıntı   Para ekonomisi ortaya çıktığından beri Kilise para babaları ile yakın ilişki kurmuş, kendi de giderek para babası olmuştu. Artık menfaatleri açısından Kilise ile para babalarının menfaati aynıydı. Buna tepki olarak da ilk Hıristiyanların yoksul ülküsünü yeniden yerleştirme çabaları başlamıştı. Bu çabalar yoksul halk kesimi üzerinde etkili oldu. İnsanlara acıyan Tanrı’yla dolambaçsız duygu ve düşünce birliği kurmaya yöneldiler. Bu mistik bir eğilimdi ve herhalde Doğunun etkisi vardı. Bu eğilimin artması yerleşik Kilisenin rolünü azaltıyordu. Dinsel tavır ve uygulama da derin bir değişiklik getiriyordu.   Dünya nimetleri içine gömülmüş bir din adamından tiksiniliyordu. Kilisenin zenginlik ve vurdumduymazlığına karşı çıkılıyordu. Toplum kendi dinsel yapısında köklü değişiklikler istiyordu. Bu eğilim küçük bir gurubun doğmasına neden oldu. Bu küçük topluluk dini dünya işlerinden soyutlamak istiyordu. Yoksul ve lekesizdi. Tanrı’yı halk kitlesine şatafatsız, yalın törenlerle götürmeye çalışıyordu. Halka İncil’i kendi dilinde okutarak, onun içeriğini anlayıp, hazmetmesine çalışıyordu. Hareket &ccedi...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-9 Kitap



9. Kitap Selçuklular                                                                   9. Kitap     resimli       İNDİR                resimsiz     İNDİR   Alıntı   İstihbarat teşkilatı kurulmuştu ama Alp Arslan ihbarları dinlemiyordu. Alp Arslan’a Nizamülmülk hakkında ihbar geldiğinde, yazılı raporu Nizamülmülk’e vererek “ doğru ise kendi ahlakını, yanlış ise yazanların durumunu düzelt ve onlara ihbar imkânı verme “ demişti. Türk geleneğinde dış düşmana karşı casus kullanmak vardı. Ama kendi halkına karşı bu hiç düşünülmemişti. Buna karşılık Sasani ve sonra İslam geleneğinde düşman kadar dostta izleniyordu. Türkler bunu bilmediklerinden yönetimi ele geçirince, iç istihbaratı da yok ediyorlardı. Türk hükümdarlarının bu tutumu zamane tarihçileri tarafından yönetim bilmezlik olarak değerlendiriliyordu. Selçuklularda iç istihbaratın yerleşmesi Melik-Şah’la birlikte gerçekleşmiştir.   Selçuklularda İstihbarat teşkilatının bir parçası olarak posta örgütü kurulup, her 50 fersah aralıklarla haberciler ve postacılar bulunduruldu. Selçuklular çabuk haber alabilmek için yolları, konaklama yerlerini düzenlemişlerdi. Müslüman ülkelerde,   g&ou...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-8 Kitap



8. Kitap     resimli            İNDİR                 resimsiz           İNDİR     Alıntı      Maturidi’ye göre akıl, insana verilmiş ilahi bir emanettir. İnsanlar akılları  sayesinde güzel ve çirkini bilir, kendi varlığının kıymetini anlar. Kulun hata ve kusur işlemesi ise aklını kullanmayı  terk etmesiyle gerçekleşir. Nitekim Allah akıl sahibi olanı muhatap almış, onu sorumlu tutmuştur. Aklı olmayanın ise dini bile yoktur.   “ Akıl, bilgi kaynaklarından biri, insana verilmiş ilahi bir emanettir. İnsanlar akılları sayesinde güzellik ve çirkinlikleri tanır, kendi üstünlüklerini onun sayesinde anlarlar. Kulun kusur işlemesi aklını kullanmayışı yüzündendir. " Allah'ın emirleri akıllı olana hitabendir ". Allah'ın emirlerini anlayacak akıl seviyesine sahip olmayanlar, ilahi emirlerin dışında kalır, sorumlu olmazlar.”  Maturidi Kuran tefsirinde tefsir kelimesini değil, tevil kelimesini kullanmıştır. O'na göre tefsir Allah'ın kelamından anlaşılan şey hakkında kesinlikle hüküm vermektir. Fakat tevil, kelimenin (lafzın) ihtimallerinden birini tercih etmektir. Burada Allah'ı şahit gösterme ve kendi görüşlerini Allah'ın gibi sanmaya yer yoktur. Temelde mutlaklık değil, izafilik (görecelik) söz konusudur…  ... Mutezile ve Kelam, farklı yollardan gitmiş, ama Tanrı ile akıl arasında ilişki kurmaya çalışmışlardı. Müslümanlar ne yapmalı  idi. Diğer konularda olduğu gibi, Tanrı hakkında konuşmalımıydılar, susmalımıydılar. Daha önce benzer tartışmalar sonun...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-7 Kitap



7. Kitap     resimli            İNDİR     resimsiz          İNDİR     Alıntı   Savaşmak, her şey için savaşmak, ticareti sağlayabilmek için, yağma yapabilmek için, durumunu koruyabilmek için, bağlı olduğu veya bağımlı  olduğu veya dost olduğu veya menfaatine uygun gelen devlet veya hanedana yardım edebilmek için, kendini koruyabilmek için savaşmak, işte Türklerin hayatı buydu. İnsanların ömürleri at üstünde, durmadan savaşarak geçiyordu. Genç yaşta ölmek, normal bir durumdu. Kimsenin yaşlanarak ölmesi düşünülemezdi. Durmadan savaşan, gözünü kırpmadan öldüren veya ölen, her anı pamuk ipliğine bağlı insanların yaşamı genel olarak göçebelerin ve Türklerin hayatıydı.  Bunlar başıbozuk vahşi guruplar değillerdi. Düzenli, planlı ve iyi yönetilen ordulardı. Tartışmasız bir otoriteye sahip olan komutanları pek ortada görünmezdi.   Komutanın ölümü orduyu dağıtabileceğinden onlar son derece iyi kamufle edilirlerdi. Komutanlar savaş sırasında savaşın bütün cephe ve veçhelerini görerek, her an yeni taktikler ileri sürecek konumda bulunurlardı.  Kadınlar dahil, eli silah tutan herkes askerdi. Türkler sürekli hareket halinde, hep ayakta olan bir halktı. Çok kanaatkardılar, çok az ile yetinirlerdi. Sık sık günler hiçbir şey yemeden geçirilirdi. Yeneceği zaman ise elde ne varsa o yenirdi. Bu dünya sadece çok güçlülerin hayatta kalabileceği bir dünyaydı…  … Savaşkanlığı vurguladığımızda, cesaretten yani korkusuzluktan söz etmeden ge&cc...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-6 Kitap



6. Kitap Müslümanlık         6. Kitap     resimli            İNDİR   resimsiz          İNDİR     Alıntı        Halife Ömer’in kızı ve Peygamberin eşlerinden Hafsa ölene kadar birinci Kuran’ı sandığında saklamıştı. Hafsa ölünce, Mervan ibn Hakem, bu ilk Kuran’ı alarak yaktırdı. Bu yaktırma işini neden yaptığını, Mervan şöyle açıklamıştır. “ Bunu yaptım çünkü Onda yazılı olanlar, resmi Kuran’a yazılıp, geçirilmiş ve korunmuştur. Korktum ki aradan uzun zaman geçtiğinde kuşkucu kimseler bu (resmi) Kuran hakkında şüpheye düşerler.“   Günümüze kadar ilk Müslümanlardan pek çok eşya gelmiş olmasına rağmen (Peygamberin sakalı, elbisesi vs), vahiylerin ilk yazıldığı derilerin, taşların, kemiklerin, tahtaların ve ilk derlenen Kuran’ın (Zeyd’in derlemesi), diğer Kuran derlemelerinin (Übeyy ibn Ka’b’ın derlemesi, Abdullah ibn Abbas’ın derlemesi, Muhammed’in eşlerinden biri olan Ayşe’nin derlemesi, Ali’nin derlemesi) günümüze kadar ulaşamamış olması garipsenecek bir durumdur.          6. Kitap Hakkında       M.S. 500 ile M.S. 700 tarihleri arasında dünyada olup bitenler anlatılmaktadır. Bu dönemde ortaya Müslümanlık çıktığından ağırlık Müslümanlık’a verilmiştir.  Batı  Roma dağılınca, Fransa’da Marovenj krallığı kurulmuş  ve Batı Avrupa’da merkezi bir otoritenin boşluğu doldurulmaya çalışmıştı. Doğu Roma İmparatorluğunun başına da Justinyen İm...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-5 Kitap



5. Kitap Hıristiyanlık Hıristiyanlık, bütün diğer dinler gibi insan yapısıdır. Ve diğer dinlerden de aslında çok fazla ayrılmaz, onlarla büyük benzerlikler gösterir. Tanrısı, Yahudi peygamberlerin Yahova’sıdır. Yahova, Göksel Baba haline girmiştir. İsa'nın bir bakireden doğması, daha önce çok işlenmiş ve halk tarafından rağbet görmüş bir inançtır. Öldükten sonra tekrar dirilme, tüm tarih boyunca hep gündemde kalmış bir inançtır. İnanna, Dumuzi, Oziris, Adonis, Dionisos, Temmuz ve daha pek çok Tanrı baharın başlangıcında dirilir. İsa'nın ölümün ayrıntıları Babil destanlarında vardır. İsa'ya tıpkı Mithra dininde olduğu gibi, kurtarıcı sıfatı ile tapılır. Üçlü yapı, Teslis, her yerde vardır. Meryem, öteki kadın Tanrıların İsis, İştar, Astarte, Kibele gibi, insanların sevgi yönü kuvvetli dindarlığına hitap eder. Meryem tıpkı Demeter gibi izdiraplı bir annedir. İsa'yı kucağında taşıyan Madonna tasviri ise, küçük Horus’u kolları arasında taşıyan İsis tasvirinin aynısıdır. Şeytan, Zerdüşt dininden ithal edilmiştir. Ruhlar, melekler (iyi ruhlar), iblisler (kötü ruhlar), azizler (yüksek ruhlar) Şaman dininin hiç vazgeçilemeyen kalıntılarıdır. Yargı günü kavramı Zerdüşt'da, Mısır dininde vardır. Hıristiyanların verdiği ölümsüzlük sözü, Mısır'da, Zerdüşt dininde, Orpheus ve Dionisos gizli ayinlerinde mevcuttur.    5. Kitap Hakkında M.S. 70 ile M.S. 500 tarihleri arasındaki dünya anlatılmaktadır. Ağırlık Hıristiyanlıktadır. Hıristiyanlık İsa’nın oluşturduğu bir din değildir. İskenderiye ile Anadolu’nun oluşturduğu bir Yahudi mezhebidir. Ama Hıristiyanlığı esas yaratan Anadolu’dur. Yaratmakla kalmamış, onu Roma İmparatorluğunun dini ha...

Devamını Oku

» AHLAKIN VAZGEÇILEMEZLIGI



AHLAKIN VAZGEÇILEMEZLIGI Yusuf Yazar   Bizi baskalarindan ayiran önde gelen sey bizim gelenegimize ait olan bir ahlakin bütün davranislarimiza yansimis ve bütün yaklasimlarimiza mührünü vurmus olmasidir.   Nereden bakarsak bakalim önem vermek zorunda oldugumuz bir ilkedir ahlakli olmak. Su ya da bu gerekçeyle, su ya da bu uzunlukta bir dönem için ilkelerimiz ve inancimizla çelisir yaklasim ve davranislari benimsememiz, ya da benimser görünmemiz yakistirilmamistir bize. Emin bilinmek, her ne pahasina olursa olsun güvenilir olmak bize miras birakilmis bir niteliktir. Reddi miras anlamini tasiyabilecek tersi bir tutum cesaret edilemeyecek bir tutumdur.   Ahlakli olmayi dar bir içerige mahsus kilamayiz. Ahlakli olmak derken günlük hayatimizi hemen tumuyle kusatan bir keyfiyetten söz ediyoruz. Her türlü bozulmayi ve sapmayi nefsimizde hemen hissedebilmenin vazgeçilemez donanimidir ahlakli olmak. Zamanin imtihani oldukça çetin. Modernlesmeden çesitli türlerde iktidara sahip olmakliga kadar hersey bizi pragmatik ve oportunist davranislara itiyor. Hemen hepimiz su ya da bu düzeyde, dünyevi olmasi itibariyle mutlak anlamda küçük olan bir takim ünvanlar ve belli rahatliklari edinmek, onlari muhafaza edebilmek ve belli güç ya da etkilere sahip olmak için kolaylikla mazeretler düzüyor, yaklasim ve tavrimiza mesruiyet kazandiriyoruz. Er ahlakini resmeden davranis ve tutumlar artik menakib kitaplarinda rastladigimiz ve çogumuz için bir retorikten ibaret anekdotlar durumundadir. Savunulabilir bir duruma sahip miyiz dersiniz?   Ahlaksizlik derken daha çok kisinin büyük ve küçüklere karsi olan davranisi ve karsi cinsle mesru olmayan iliskileri gibi tutumlari...

Devamını Oku

» Anadolu Merkezli Dünya Tarihi Kitabı İndir-2 Kitap



2. Kitap  Devletler                                        At başlangıçta bir av hayvanıdır. Ama sonraları etinden, sütünden yararlanılan kasaplık bir hayvan olur. Ve nihayet ulaşım aracı, savaş arkadaşı ve göçebenin her şeyi olup, çıkar. Ata tarih yapan hayvan denir, Bozkır kültürüne “ atlı kültür “ denir. Bir boyun savaş gücü ya da serveti sahip olduğu at sürüsünün büyüklüğü ile ölçülür. Atsız göçebe savaşta hiç bir işe yaramaz. Hunlar ve diğer göçebeler hayatlarını at sırtında geçirirler. At üstünde yemek yer, içki içer, toplantı yapar, alış-veriş yapar, savaşır ve hatta uyurlar. Zamanla vücut yapıları bile ata göre şekillenir. Yerde, atsızken doğru dürüst yürümeyi bilmezler. Yerde bir Hunlu komik görünür. At üstünde ise haşmetli ve ürkütücüdür. Yani göçebe ve at neredeyse bütünleşip, bir varlık haline gelmişlerdir. Göçebe için arkadaş, yoldaş ve kardeş olan ata bir de doğaüstülük eklenir. Türk’ün Göktürk olması gibi, atın da gök kökenli olduğuna inanılır.   2. Kitap hakkında  M.Ö. 1800 yılından, M.Ö. 560 yılına kadar ki insanlık tarihi anlatılmaktadır.  Artık kent devletlerinden federatif ve giderek merkezi bölgesel devlet organizasyonlarına geçilmeye başlanmıştır. Din ve devlet iç içe insanlığı şekillendirmektedir. Avcı ve toplayıcı toplumlar, yerleşiklerin topraklarına gelerek, onlara hakim olmaya ve kendi iktidarl...

Devamını Oku



GÜLSERECEĞİM YOLLARINA

Sitemiz Yenileniyor


Tasarımımızla ilgili fikirler vermek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.