» Yavuz Sultan Selim



  Yavuz Sultan Selim 20Babası: Sultan II.Bayezid Annesi: Ayşe Hâtun Doğum Yeri: Amasya Doğum Tarihi: 1467 Vefat Tarihi: 1520 Saltanat Tarihi: 1512 – 1520 Saltanat Süresi: 8 Yıl Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul (Sultan Selim Camii yanı) Vefatında Osmanlı İmparatorluğu’nun Yüzölçümü: 6.557.000 km2 Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorlarının en büyüklerinden biridir. O, büyük bir şair, kuvvetli bir kumandan ve yüksek bir devlet adımı idi. Yavuz Sultan Selim, İkinci Bayezid’in oğludur. Diğer kardeşleri Korkut, Ahmet, Mahmut, Alim Şah, Şehinşah’tır. Annesi Gülbahar Hatun’dur. Yavuz Sultan Selim 1467 tarihinde Amasya’da doğdu. Annesi Şehzade Selim’i çok iyi yetiştirdi. Devrinin en yüksek hocalarından Halim Çelebi’den ders aldı. Ağabeylerinden, daha üstün bir zekaya ve kuvvetli bir iradeye sahipti. Büyük bir devlet adamı olmak için bütün vasıfları haizdi. Edebiyata fazlasıyla meraklı idi. Biri Türkçe, diğeri Farsça iki Divânı vardır. Vezirlerinin boynunu hiç tereddütsüz vurdurabilen bu cengaver, aşık olunca: “Canımı ateş-i aşk istila etti bu sûzişte, gözyaşımdan başka serpilecek su yoktur.” diye ağlayabilecek kadar hassas bir ruha sahipti. O, korkunç bir cihangirdi. Bir gün şöyle söylemişti: “Bana cihanda yalnız vatan aşkı kafidir.” Coştukça, “Selim bugün askerlik aşkının padişahıdır. Ne hanlıkta mukayyeddir, ne de Hakana muhtaçtır.” deyip dünya haritasını önüne alıyor: “Bu dünya bir padişaha azdır!” diye üzülüyordu. Yavuz Sultan Selim hakikaten yiğit bir insandı. İri vücutlu, şahin bakışlı, pala bıyıklı, bir erkek güzeli idi. Sade giyinmeyi sever, basit y...

Devamını Oku

» Kanuni Sultan Süleyman



  Kanuni Sultan Süleyman Babası: Yavuz Sultan Selim Annesi: Ayşe Hafsa Hâtun Doğum Yeri: Trabzon Doğum Tarihi: 27 Nisan 1495 Vefat Tarihi: 6-7 Eylül 1566 Saltanat Tarihi: 1520 – 1566 Saltanat Süresi: 46 Yıl Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul (Süleymaniye Camii Avlusu) Vefatında Osmanlı İmparatorluğu’nun Yüzölçümü: 14.893.000 km2 Sultan I.Süleyman (Kanuni), Dünyanın muhteşem, biz Türklerin ise Kanûnî adıyla andığımız ünlü Osmanlı İmparatorluğu padişahıdır. 27 Nisan 1495 günü, babası Yavuz Sultan Selim’in vali olarak bulunduğu Trabzon’da doğdu. 1520 yılında tahta çıktı ve en uzun süre saltanat süren Osmanlı padişahı oldu. Kanûnî’nin tahtta kaldığı 46 yıl içinde Osmanlı İmparatorluğu en yüksek noktasına ulaştı. Kanûnî, torununun oğlunu gördükten sonra 7 Eylül 1566’da Zigetvar muhasarası sırasında harp meydanındaki otağında öldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun en yüksek devrinde hükümdar olan Kanûnî Sultan Süleyman, cihangir bir padişahtı. İmparatorluğunun bir ucundan güneş doğar, öbür tarafından batardı. Türkiye bir “güneş ülkesi”idi. İmparatorluğun içinde yaşayan Müslüman ve Hıristiyan tebaalar tam bir hürriyet ve saadet içinde yaşamakta idiler. Müslümanlar camilerinde ne derece hür ibadet ederlerse, Hıristiyan tebaa da aynı derecede serbestçe ayin ve ibadetlerini yaparlardı. Ticaret serbestti, en yüksek derecesini bulmuştu. Kanûnî’nin saltanat sürdüğü XVI. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfusu 110 milyondu. O devirde bu kadar büyük bir nüfusa sahip bir imparatorluk yoktu. İmparatorluğun yüz &oum...

Devamını Oku

» Sultan II.Abdülhamid



Babası: Sultan Abdülmecid Annesi: Tir-i Müjgan Kadın Efendi Doğum Yeri: İstanbul (Eski Çırağan Sarayı) Doğum Tarihi: 22 Eylül 1842 Vefat Tarihi: 10 Şubat 1918 Saltanat Tarihi: 1876 – 1909 Saltanat Süresi: 33 Yıl Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul (Divanyolu, II.Mahmud Türbesi) Sultan Abdülmecit’in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecit’in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi Abdülhamid’i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid’in eğitimiyle de yakından ilgilendi. Abdülaziz 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid’i de beraberinde götürdü. Amcası Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla görevden alınarak Çırağan Sarayı’na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876’da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp’te kılıç kuşandı. Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan Mithat Paşa’yı sadrazam yaptı. 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi, 3 yıl Selanik’te bir konakta ev hapsinde tutulduktan sonra 1912’de İstanbul’a Beylerbeyi Sarayına getirildi. 10 Şubat 1918’de de İstanbul’da vefat etti. Büyükbabası için Divanyolu’nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi’inde yatmaktadır. Fiziksel Görünümü ve Kişiliği Sultan Abd&uum...

Devamını Oku

» Cam Kurbağa



  Cam Kurbağa Cam Kurbağa (Centrolenella valerioi Dunn)  Cam Kurbağa ismi saydam derisinden dolayı özellikle karnın alt bölgesinde iç organlarının gözükmesinden dolayı bu ad verilmiştir. Genelde Venezuella da bulunan yeşil grimsi bir kurbağadır. Saydam derisi sayesinde  açıkça kalp, karaciğer ve sindirim sistemini görebilirsiniz.Kosta Rika çevresinde 14 farklı cam kurbağa türü bulunuyor. Güney Amerika’nın ormanlarında görülen cam kurbağaları nehir ve derelerin civarındaki ağaçların tepelerinde yaşıyor, aşağı yalnızca üremek için iniyor. Cam kurbağalarının adı, organlarını açıkça gösteren şeffaf karnından kaynaklanıyor. Bu pigment eksikliğinin nedeni bilim insanları için hâlâ gizemini koruyor. Yeşil rengi ise, gece ortaya çıkan kurbağaların gün boyunca yaprakların alt kısmında, kamufle bir şekilde kalabilmesini sağlıyor.Kolombiya’daki Los Andes Üniversitesi ikiyaşamlı uzmanı Andrew Crawford, erkek cam kurbağalarının alanlarını korumaya çok düşkün olduğunu ve kendi bölgelerine giren erkeklerle şiddetli kavgalara tutuştuklarını söylüyor. Crawford araştırmayı gerçekleştiren ekip içinde yer almıyor. Kosta Rika’nın yüksekliği 400-800 metre arasında değişen dağlık ormanlarında yaşıyor. Kosta Rika’daki kurbağaları inceleyen biyolog Steven Whitfield’e göre burası ikiyaşamlılar için son derece uygun bir ortam. Bu bölgeler, aynı zamanda ölümcül chytrid mantarının da en yaygın olduğu yerler. Çalışmada yer almayan National Geographic araştırmacısı Whitfield, hayvanın derisi için zararlı olan bu mantarın Kosta Rika’da ve dünya genelinde 1980’lerden bu yana birkaç kurbağa türünün yok olmasına yol a&ccedi...

Devamını Oku

» Boynuzlu Surinam Kurbağası



  Boynuzlu Surinam Kurbağası Boynuzlu Surinam Kurbağası  (Ceratophrys cornuta) ayrıca Boynuzlu Amazon Kurbağası olarak da bilinen ve 20 cm. uzunluğa ulaşabilen iri cüsseli bir kurbağa türüdür. Güney Amerika’nın kuzey kesimlerinde yaşar. Aşırı büyük bir ağzı ve gözlerinin üzerinde boynuz benzeri çıkıntıları vardır. Dişiler bir defada yaklaşık 1.000 adet yumurtayı sucul bitkilerin etrafına bırakır. Diğer kurbağalar, kertenkeleler ve fareler, başlıca besinleridir. Boynuzlu Surinam Kurbağasının iribaşları, yumurtadan çıktıktan kısa süre sonra birbirlerine (ve diğer türlerin iribaşlarına) saldırmaya başlar. Önceleri Boynuzlu Arjantin Kurbağası (Ceratophrys ornata) ile aynı tür oldukları düşünülüyordu. Sonrasında bu yanlışlıktan dönüldü çünkü Boynuzlu Surinam Kurbağası, kendisinden daha küçük akrabasından farklı bir habitatta yaşar ve doğada türler arasında üreme görülmez....

Devamını Oku

» Surinam Kurbağası



  Surinam Kurbağası   Surinam Kurbağası , petekli kurbağa olarak da bilinir.Surinam kurbağası çok yassıdır.Üreme yöntemi de pek ilginçtir ve uzun yıllardan beri bu kurbağa, akvaryumlarda evcil bir hayvan olarak beslenmektedir.Boyu yaklaşık 10 santimdir.Erkek, dişiden ufaktır.Hayvanın yassı vücudu dört köşe bir gözlemeye benzer.Başı küçük ve üçgenimsidir.Üst dudakta, gözlerin yakınında deri kıvrımları ya da dokunaçlar vardır. Kurbağanın derisi kaygandır ve ufak siğillerle kaplıdır.Familyadaki bütün üyeler gibi Surinam kurbağasının ne dili ne de dişleri vardır.Bu yüzden, ondan bazen Dilsiz kurbağa diye de söz edilir.Gözleri çok küçük olmakla beraber her yönü görebilir.Bu, düşmanı seçebilmek konusunda her hayvan için yararlı bir şeydir.Karakurbağasının bütün ayak ve el parmakları uzundur.Ama sadece ard ayaklarında perde vardır.Surinam kurbağa genellikle ön ayaklarını besin yakalayarak ağzına itmek için kullanır.Surinam kurbağasının üst kısmı siyahımsı kahverengidir.Bu yüzden yaşadığı akarsuların ve gölcüklerin kara çamurlarında hemen hemen görünmez olur. Surinam Kurbağası sudan çıkarıldığı zaman, yassı peltemsi vücudu ile çok hantal durur.Ama suda, güçlü arka ayaklarını kullanarak, kuvvetle ve zarif bir şekilde yüzer.Surinam kurbağası ömrünü hemen tamamiyle suda geçirir.Çamuru karıştırarak ölü ya da diri küçük su yaratıklarını arar.Uzun ince parmakları çamuru iyice incelemesine sağlar.Her parmağın ucunda bir demet, salgı bezi gibi, iplik vardır.Bunlar, duyarlı dokunma organlarıdır.Hayvanın kara çamurda, çayların ve ırmakların bulanık, tortulu olduğu zamanlarında bile besin bulma...

Devamını Oku

» Abaka Han ( 08.04.1232)- (08.06.1280)



  1234 yılında Moğolistan’da doğdu. Hülagu’nun oğlu, Cengiz Han'ın torunudur. Çocukluğu ve gençliği Moğolistan’da geçti. 1256 yılında babasıyla birlikte İran’a geldi. Hülagu’nun 1258 yılında Bağdat’ı yakıp yıktığı ve binlerce insanı katlettiği sırada, onunla beraberdi. Babasının ölümü üzerine, hanedan temsilcileri tarafından hükümdarlığa seçildi. Hülagu, Bizans İmparatorunun kızını istemişti. Fakat kız yoldayken Hülagu öldü. Abaka Han babasının yerine bu kızla evlendi. Babasının Mısır Memluklerine ve müslümanlara karşı başlattığı zalimane mücadeleye devam etti. Koyu bir budist olan Abaka Han, Bizans İmparatorunun kızıyla evli olduğundan, Müslümanlara karşı düşmanca, Hıristiyanlara karşı ise dostça bir siyaset takip etti. Bu davranışları, Avrupa’da memnuniyetle karşılandı. Bütün gayret ve çalışmalarına rağmen, Avrupalılarla birleşip Memlukler üzerine hakimiyet sağlayamadı. Ayrıca Kafkasya’da yaşayan kabileler üzerinde hakimiyet kurmak istediyse de önceleri muvaffak olamadı. 1243 Kösedağ Savaşından sonra Moğollar, Türkiye Selçukluları üzerinde hakimiyet kurmuşlar ve Anadolu’yu işgale başlamışlardı. Moğollar taraflısı görünerek Anadolu’yu daha büyük bir tahribattan koruyan Pervane Muinüddin Süleyman, daha sonra Memluk hükümdarından yardım istedi. Bu davet üzerine Anadolu’ya büyük bir sefer düzenleyen Sultan Baybars, Moğol ordusunu Elbistan’da bozguna uğrattı. Halkın sevgi gösterileri arasında Kayseri’ye kadar geldi. Moğol ordusunun yenilgiye uğradığını haber alan Abaka Han, büyük bir ordu hazırlayarak Anadolu’ya girdi. Bu sırada Melik Baybars, geri çekilip Suriye’ye döndü. Abaka Han i...

Devamını Oku

» A.Vahap Akbaş ( 1954)



  1954 yılnda Batman'da doğdu. Batman Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Halen Çorlu'da öğretmenlik görevini sürdürmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Bir süre Yeni Devir gazetesinde kültür-sanat sayfasını yönetti. Şiir ve roman dallarında çeşitli ödüller aldı.  ESERLERİ: Efgân, Gül Kıyamı, Kuş Olsun Yüreğim, Dünyayı Kaplayan Ağaç, Mavi Sesli Şiirler, Hüzün Coğrafyası, Bir Şehre Vardım, şairin yayınlanmış şiir kitaplarıdır.

Devamını Oku

» Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu (1922 - 2003)



  Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu Aslen Bayburt’un Merkez ilçesine bağlı Aydıncık köyünde doğmuş olup Trabzon, Çaykaralı olan Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisi” adıyla yeni bir kuram meydana atan ilim adamımızdır. Kurşunoğlu, eğitimini Ankara ve Edinburgh Üniversiteleri’nden sonra Cambridge’de aldı. 2. Dünya Savaşı esnasında öğrencilik senelerinde Nejat Veziroğlu ile tanışan Kurşunoğlu, Prof. Veziroğlu’nun 1962’de Miami Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Bölümü’ne Asosye Profesör olarak atanmasında mühim rol oynamıştır. Zamanın rektörü Dr. Stanford üniversite içersinde ve başka konuşmalarında “Amerika Türk müttefikine Marşal Planı adı altında büyük maddi yardım yapmaktadır, ancak Türkiye Amerika’ya daha büyük yardım yapıyor. Bu da Dr. Kurşunoğlu ve Dr. Veziroğlu gibi beyinlerdir.”demiştir. Dr. Stanford bu iki Türk profesörünün Miami Üniversitesi’nde ve uluslar arası arenadaki başarılarından ötürü soyadına “oğlu” ifadesini ekleyerek “Miami Üniversitesi’nde üç Türk var: Kurşunoğlu, Veziroğlu, Stanfordoğlu” demiştir. 2. Dünya Savaşı senelerinde başlayan ve seneler içersinde giderek Kurşunoğlu ve Veziroğlu’nun dostlukları, Behram Bey’in son yolculuğuna kadar sürmüş ve sonrada eşi ve çocuklarıyla devam etmiştir. 1940’ların sonuna doğru Cambridge’deki hekime çalışması esnasında Albert Einstein ile mektuplaşmaya başlayan Kurşunoğlu, ona bir kahraman gözüyle bakıyordu. 1953 senesinde, Cornell Üniversitesi’nde vazife aldığı sıralarda Einstein’ı Princeton’daki evinde ziyaret edebilmişti. Kurşunoğlu, bu buluşma esnasında 2 saat süre ...

Devamını Oku

» Battani Kimdir? (859-929)



  Battani kimdir, Astronom, astrolog ve matematikçi Arap astronom, astrolog ve matematikçi’dir. Bir yılı 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak ölçmüştür. Battani devrinin en önemli astronomlarından ve matematikçilerindendir. Battani, 850 yılında Harran’da doğmuştur. Tam adı Ebu Abdullah Muhammed bin Cabir bin Sinan er-Rekki es-Sabi el-Battani’dır. Battani, bir yılı 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak ölçmüştür. Ayrıca Sin x = a cos x eşitliğini buldu. Rakka’da özel bir gözlemevi kurmuş ve burada 887-918 tarihleri arasında son derece önemli gözlemler yapmıştır. Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketlerini gözlemlemiş, yörüngelerini doğru bir biçimde belirlemeye çalışmıştır. Güneş ve Ay tutulmaları ile ilgilenmiş, mevsimlerin süresini büyük bir doğrulukla hesaplamıştır. Ayrıca, ekliptiğin eğimini de başarmıştır. Aynı zamanda matematikçi de olan Battâni, bu alanda da son derece önemli çalışmalar yapmıştır. Sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı gerçek anlamda ilk defa kullanan bilim adamının Battâni olduğu söylenmektedir. Battâni, çalışmaları sırasında bazı temel trigonometrik bağıntılara ulaşmış ve bunları astronomik hesaplamalarda kullanmıştır. M.Charles, “Geometride Metodların Tarihî Görünümü” adli eserinde, Battânî´den söz ederken, onun sinüs ve kosinüs tabirlerini ilk kullanan kişi olduğunu ifade eder ve bu tabirleri güneş saati hesaplamasında bulduğunu, ona uzayan gölge adını verdiğini, buna modern geometride “tanjant” dendiğini belirtir. Battânî´nin senelerce önce kullandığı buluşları Batı asırlarca sonra kullanabilmiş ve...

Devamını Oku

» Batlamyus Kimdir?



  Geç İskenderiye Dönemi'nde yaşamış (M.S. ikinci yüzyılın birinci yarısı) ünlü bilim adamlarından birisi de Batlamyus'tur. Hayatı hakkında hemen hemen hiç bir bilgiye sahip değiliz. Müslüman astronomlar 78 yaşına kadar yaşadığını söylerler. Belki Yunan asıllı bir Mısırlı, belki de Mısır asıllı bir Yunanlıdır. Yunanca adı Ptolemaios'tur, ama harf uyuşmazlığı nedeniyle Ortaçağ İslâm Dünyası'nda Batlamyus diye tanınmıştır.  Batlamyus astronomi, matematik, coğrafya ve optik alanlarına katkılar yapmıştır; ancak en çok astronomideki çalışmalarıyla tanınır. Zamanına kadar ulaşan astronomi bilgilerinin sentezini yapmış ve bunları Mathematike Syntaxis (Matematik Sentezi) adlı yapıtında toplamıştır. Bu eserin adı, daha sonra Megale Syntaxis (Büyük Derleme) olarak anılmış ve Arapça'ya çevrilirken başına Arapça'daki harf-i tarif takısı olan el getirildiği için, ismi el-Mecistî biçimine dönüşmüştür; daha sonra Arapça'dan Latince'ye çevrilirken Almagest olarak adlandırıldığından, bugün Batı dünyasında bu eser Almagest adıyla tanınmaktadır.  Almagest, onüç kitaptan oluşur; Birinci Kitap, kanıtlarıyla birlikte Yermerkezli Dizge'nin ana çizgilerini verir; İkinci Kitap, Menelaus'un teoremiyle, küresel trigonometri bilgilerini ve bir kirişler tablosunu içerir; burada örnek problemler de çözülmüştür; Üçüncü Kitap, Güneş'in hareketini ve yıllık süreyi ve Dördüncü Kitap ise, Ay'ın hareketini ve aylık süreyi konu edinir; Beşinci Kitap aynı konularla ilgilidir, Ay'ın ve Güneş'in mesafelerini tartıştığı gibi, bir usturlabın yapılışı ve kullanılışı hakkında da ayrıntılı bilgiler sun...

Devamını Oku

» Albert Abraham Michelson (1852 - 1931)



  19 Aralık 1852’de doğdu. Orta öğrenimini San Francisco’da yaptı1896’da, Başkan Grant’ın özel adayı olarak Deniz Akademisi’ne girdi. 1873’te, oraya fizik-kimya öğretmeni oldu. Bilimsel araştırmaya yöneldi. Duragan esirin, maddi bir şey olması ve yeri okyanus gibi kuşatması durumunda, ışığın aktarılmasına engel biçimleyeceğini düşündü. Eğer esir yoksa, her iki yöndeki hız arasında bir aryam olmayacaktı. Enterferometre denen bir aygıtla, ışık ışınını ikiye ayırdı Michelson. Yar saydam bir aynaya uzanan ışından bir bölüğü, onun ardında bulunan ve saydam olmayan bir başka aynaya gidiyordu. Bir bölüğü de, yine saydam olmayan başka bir aynaya uzanıyordu. Birbirine dikti, saydam olmayan aynalar. Ana ışının bu iki bölüğü, gözlemcinin gözünde birleşiyordu. Michelsen Amerika’da Claveland’da (Ohio) fizik profesörü oldu. Ve deneylerini Profesör Morley’le yaptı. Bu deneyler, bilim tarihinde “Michelson-Morley Esir Saptama Deneyleri” adıyla anılırlar. -1887’de Belmour dizisi tayfında ışınların çok sık, adeta “çeft katlı” olduğunu gördü.  Sapma, H alfa için, yaklaşık olarak 0.12 Avogadroydu. -1887’de ışık dalgasının, uzunluk ölçüsü olarak ileri sürdü. 1893’te ayar metresinin uzunluğunun, Cadmium tayfındaki çeşitli dalga uzunluklarını fonksiyonu olduğunu, Paris ‘teki Uluslar arası Ağırlıklar ve ölçüler Bürosu’na kabul ettirdi. -1889-91 arasında Jüpiter uydularının çapını ölçtü. Sonra Mont Wilson Gözlemevi’nin 2 metre 54 santimlik teleskopunda dev kırmızı yıldızların çapını ölçme denemelerini yaptı. Bunlar gibi çok önemli çalışmalara imza atan Mi...

Devamını Oku

» Hz. LÛT (a.s)



Hz. LÛT (a.s) Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamberlerden biri Lût (a.s) ile birlikte Hz. İbrahim’in kardeşi Hârân’ın oğludur. Lût (a.s), İbrahim (a.s) ile birlikte Harran’dan Filistin’e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrahim (a.s.) beraberce Mısır’a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin’e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrahim (a.s.)’ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyet insanlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlaksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, “âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz” (el-A’raf, 7/80-81); “evet, siz cahil bir milletsiniz” (en-Neml, 27/55); “yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?” (el-Ankebût, 29/29) diyerek onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehaletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût’un yaptığı ikazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Kardeşleri Lût onlara; “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenili...

Devamını Oku

» İbrahim(as)



Hz. İBRÂHİM (a.s) Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teâlâ’nın “Halil” dost diye nitelediği ulu’l-azm mertebesinde olan peygamber. Nuh (a.s)’un çocukları ve torunları, önce Irak’a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra, burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil’deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi, Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent yapmışlardı. Ninova’da ortaya çıkan Asur devletinde ise başkent Ninova olup, Babil’i hâkimiyetleri altına almıştı. Bir süre sonra Babil’de, Keldânîler, Asurluların hâkimiyetleri altında bulunan Nabt’ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı. Babilliler, tek Allah’a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı. Putları ve yıldızları, ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi. Onların bu inancına “Sâbiîlik” denir. Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara, aya, güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa varırdı. Babil’de putların hem yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı. Bundan dolayı devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu. İşte Allah, böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına İbrahim (a.s)’ı göndermişti. “İbrahim” kelimesinin manası “cemaat babası” demektir. Nitekim kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz. İbrahim’dir. Cemaatının “Allah’ın dostu” anlamına gelen “Halîlullah” ünvanına sahip İbrahim (a.s), “Ulü’l-azm” denilen büyük peygamberlerden biridir. “Ulü’l-azm” gayesine er...

Devamını Oku

» Salih(as)



  Hz. SALİH (a.s) Kur’an-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden biri. Semud kavmine gönderilmiştir. Allah Teâlâ onu, önceki peygamberlerin getirmiş olduğu tevhid dininden sapıp kendilerine ilâhlar edinen Semud kavmini uyarmak için bu kavme peygamber olarak göndermiştir. Ancak Semud kavmi, öteki azgın kavimlerde olduğu gibi onu dinlememişler ve eziyet ederek, yanlarından kovmuşlardır. Semud kavminin ileri gelenleri onunla alay ederek küçümsemeye çalışmış ve kendilerini tehdit ettiği azabın gelmesini istemişlerdir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onları şiddetli bir şekilde cezalandırarak yok etmiştir. Salih (a.s)’ın ve Semud kavminin kıssası sonraki nesillere ibret olsun diye Kur’an-ı Kerim’de yer almıştır. Hz. Hud’un vefatından sonra, Semud’un torunları Kuzey Arabistan bölgesine yerleştiler. Kendilerine köşkler, saraylar inşa ettiler. Taşları oydular, onlara yeni şekiller verdiler. Köşklerini ve saraylarını bu şekillerle süslediler. Semud kavmi, tevhit inancını unutup Allah’a ortak koştular ve yapmış oldukları putlardan kendilerine tanrılar edindiler. Bu kâvmin ahlak ve fazilet bakımından en üstünü olan Salih’e kırk yaşına geldiği zaman peygamberlik görevi verildi. Hz. Salih, kavmine gerçeği bildirdi. Onları doğru olan yola çağırdı. Tebliğde bulundu; “Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden tebliğim için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbına aittir” dedi. Salih aleyhisselam gerçekten saygı duyulacak bir insandı. Semud Kavmi de Hz. Salih’i sever, sayardı. Salih, davetini açıkladıktan sonra durum değişti. Kavmi, Salih’e karşı cephe almaya başladı. Babalarının ...

Devamını Oku

» Hud(as)



Hz. HÛD (a.s) Kur’ân-ı kerim’de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah’ın rasûlü A’raf, Hûd, Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir. Ad kavmine gönderilmiştir ki, Kur’ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr, Kasasu’l-Enbiyâ, Beyrut, ty., s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr, Kasasu’l-Enbiyâ, Beyrut 1982, I, 149) Hud (a.s), Âd kavmi içinde soyu sopu şerefli bir kişiydi. Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı. Hûd (a.s) orta boylu, esmer tenli, gür saçlı, güzel yüzlü idi. Ãdem (a.s)’a benzerdi. Zâhid, muttakî ve ibâdete düşkün idi. Cömert ve şefkatli idi; yoksullara bol bol sadaka verirdi (Hâkim, el-Müstedrek, I, 563). Ad kavmi Arabu’l-âribe denilen Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir. Hadramevt’e ve Yemen’e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu, suyu, ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi. Yerin üzerinden akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davarları (eş-Şuara, 26/133, 134) yer altında da, su depoları ve köşkleri vardı (eş-Şuarâ, 26/129). Başkalarına nazaran onlara boy pos, güç ve kuvvet verilmişti. Allahu Teâla, Ãd kavmine, Peygamber olarak Hûd (a.s)’ı gönderdi. O da kavmini bir ve tek olan Allah’a iman ve ibâdete, insanlara zulmetmekten vazgeçmeğe dâvet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı. Bunun üzerine, Allahu Teâla onlardan üç yıl yağmuru kesti. Onlar yağmur için Mekke’ye bir heyet gönderdiler. Allah, ...

Devamını Oku

» Hz. NÛH (a.s)



Hz. NÛH (a.s) Allah Teâlâ’ya ibadeti terkedip, tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. “Ulul-Azm” peygamberlerin ilki olan Nûh (a.s)’ın, kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele, Kur’an-ı Kerim’de uzunca zikredilmektedir. Adı, kırk üç ayrı yerde zikredilen Nûh (a.s)’ın kıssası, şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: el-A’raf, Hûd, el-Müminûn, eş-Şuârâ, el-Kamer ve kendi adıyla adlandırılmış olan, Nûh suresi. Nûh (a.s), Adem (a.s)’dan yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir. Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup, Allah Teâlâ’ya şirk koşmaktan kaçınırlardı. İbn Abbas (r.a)’dan şöyle rivayet edilmektedir: “Adem ile Nûh arasında on asır vardır. Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler” (İbn Sa’d et-Tabakâtû’l-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 42). İbn Abbas (r.a)’ın hadisinde, İslâm üzere on asırdan bahsedilmektedir. Bu on asırdan sonra, Nûh (a.s) gönderilinceye kadar, insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir. Ayrıca, İbn Abbas (r.a)’ın bu hadisi, tarihçilerin ve Ehl-i kitab’ın zannettikleri gibi, Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının sözkonusu olmadığını da ortaya koymaktadır. Yani, tevhidden ilk sapma, Adem (a.s)’den en az bin sene sonra olmuştur. Allah Teâlâ’ya şirk koşan bu putperest topluluk, aniden ortaya çıkmadı. İdris (a.s)’dan sonra insanlar, onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürüm...

Devamını Oku

» Hz. İDRİS (a.s)



Hz. İDRİS (a.s) Kur’an-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden biri. Peygamberler silsilesinin ikinci halkasında bulunan İdris (a.s) Kur’an-ı Kerîm’de adı geçmeyen Şit (a.s)’den sonra peygamber olmuştur. İdris (a.s) rivayetlere göre, beyaz tenli uzun boylu, geniş göğüslü, gür sakallı idi. Yürürken adımını kısa atar, önüne bakarak yürürdü. İlk kez astronomi ve hesap ilmini, geçmiş zamanların ilimlerini öğrenen İdris (a.s)’dır. Hz. İdris kavmini putlara tapmaktan şeytana ve Kabiloğullarına tarafgir olmaktan alıkoymuş, kendisine inanan az bir toplulukla Kabiloğullarıyla savaşmış ve onların bir çoğunu esir almıştır (bk. İbnu’l-Esir, el-Kâmil, I, 62, 63). Hz. Peygamber (s.a.s) Mirac gecesinde semada Hz. İdris ile karşılaşmış, Cebrail (a.s)’a “bu kimdir” diye sormuş. Cebrail (a.s) “Bu İdris (a.s)’dır. Ona selam ver” deyince, Hz. Peygamber ona selâm vermiştir. Hz. İdris selama mukabele ederek “hoş geldin safa geldin salih kardeş salih peygamber” diyerek hayır dua etmiştir (Buhârı, Enbiyâ, 5). Kur’an-ı Kerîm’de yer alan İdris (a.s) hakkında dört ayet-i kerime vardır. Bunlardan ilk ikisi şu şekildedir: “(Ey Muhammed)! Kitapta İdris’e dair söylediklerimizi de an. Çünkü o, dosdoğru bir peygamberdi. Onu yüce bir yere yükselttik” (Meryem, 19/56-57). İdris (a.s) hakkında nâzil olan diğer iki ayet-i kerime şu anlamdadır: “(Ey Muhammed)! İsmail, İdris, Zü’l-kifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kattık. Doğrusu onlar iyilerdendi” (el-Enbiyâ, 21 /85-86). İdris (a.s) hakkında indirilen bu ayetlerden onun; peygamber, dosdoğru, yüce bir mevkie yükseltilmiş, sabırlı, Allah&rsqu...

Devamını Oku

» Hz. ÂDEM (a.s.)



Hz. ÂDEM (a.s.) İlk insan, ilk peygamber, insanlığın babası. Allah’u Teâlâ Hz. Âdem’i topraktan (turâbtan) yarattı. (Hûd, 11/61; Tâha, 20/55; Nuh, 71/18) Yüce Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklerine bildirdiği zaman; ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla donatacağı bu varlığın yeryüzüne uyum sağlaması için maddesinin de yeryüzü elementlerinden olmasını dilemiştir: “Sizi (aslınız Âdem’i) topraktan yaratmış olması onun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa) yayılır bir beşer oldunuz.” (er-Rum, 30/20) Allah’u Teâlâ Hz. Âdem’i yaratırken maddesi olan toprağı çeşitli hâl ve safhalardan geçirmiştir: 1- Türâb safhasından sonra “Tîn” safhası: Tîn: Toprağın su ile karışımıdır ki, buna çamur ve balçık denilir. Bu safha insan ferdinin ilk teşekkül ettirilmeğe başlandığı merhaledir: “O (Allah) her şeyi güzel yaratan ve insanı başlangıçta çamurdan yaratandır.” (es-Secde, 32/7) Hayat kaidesinin candan sonra iki temel unsuru su ve topraktır. “Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürüyor, kimi iki ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört ayağı üzerinde yürüyor. Allah ne dilerse yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir. ” (en-Nûr, 24/45) “O (Allah) sudan bir beşer (insan) yaratıp da onu soy-sop yapandır. Rabbin her şeye kadirdir.” (el-Furkan, 25/54) Yeryüzünün 3/4’ü su ile kaplıdır. İnsan vücudunun da %75’i sudur. Demek ki dünyadaki bu düzen aynen insana da intikâl ettirilmiştir. Yine Cenâb-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Andolsun biz insanı (Âd...

Devamını Oku



GÜLSERECEĞİM YOLLARINA

Sitemiz Yenileniyor


Tasarımımızla ilgili fikirler vermek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.