» Amadeo Avogadro (1776 - 1856) Kimdir?



  Lise yıllarında fizik ve kimya okumuş olan herkes Amedeo Avogadro’nun adını bilir. Zira o, “aynı basınç ve sıcaklıkta, eşit hacimdeki gazlar eşit sayıda molekül içerir” şeklinde özetlenebilecek olan “Avogadro Yasası”nı keşfeden ve bir gramda bulunan molekül sayısını ifade eden 6.0248 X10^23 rakamını yani “Avogadro Sayısı”nı bulan kişidir. 1776 yılında, İtalya’nın Torino Kenti’nde doğan ünlü fizik ve kimya bilim adamı Amedeo Avogadro, aile geleneğini sürdürerek önce hukuk ve felsefe öğrenimi yaptı; 1789’da felsefe, 1792’de hukuk felsefesi diplomasını, birkaç yıl sonra da din hukukundan doktarasını aldı. Fakat çok geçmeden doğa bilimlerine ve fen bilimlerine duyduğu ilgi onu yoğun bir kendi kendine eğitim faaliyeti yapmaya yöneltti.  Amedeo Avogadro, kendinden iki yıl önce gazların bileşimi hakkında bazı önemli kanunları bulan Gay Lussac’ın çalışmalarından yararlandı ve  Luccas Kanunları ’nı molekül teorisine uyguladı. Atom ile molekül arasındaki ayrımı da ilk kez farkeden ve buna işaret eden Avogadro, 1856’da öldüğünde fizik ve kimya bilimlerine ve özellikle de Molekül Teorisi’ne yaşamsal önemde katkılarda bulunmuştu.                              Kaynak: www.gelisenbeyin.net  ...

Devamını Oku

» Arşimet (MÖ. 287- MÖ. 212) Kimdir



  Eski Yunan matematikçi ve fizikçisidir. (Syrakusai M.Ö. 287-ay.y. 212) Genç yaşta öğrenimini tamamlamak ve ünlü bilim adamı Eukleides’ in derslerini izlemek üzere Antik çağın kültür merkezi olan İskenderi‘ ye gitti. Yer kürenin çevresini zamanına göre çok iyi bir yaklaşımla veren Eratusthenes ile tanıştı. Yurduna döndükten sonra kendini tamamıyla ilmi çalışmalara adadı. Matematik, fizik ve astronomi üzerinde çalıştı.  İlk olarak Arşimet daire çevresinin çapına oran olan pi sayısını,daire içine ve dışına çizilmiş düzgün çokgenler yardımıyla yaklaşıklıkla veren bir metot ortaya koydu. Çok büyük sayıları kolaylıkla belirtmeye yarayan bir yöntem bularak Yunan sayı sistemini geliştirdi. Yayların toplama ve çıkarma formüllerini buldu. Koniklerin (elips, parobol,hiperbol) kendi çevresinde dönmesiyle oluşan geometrik şekilleri inceledi. Arşimet ‘in mekanik alanda da başarıları vardır. Sonsuz vidanın hareketli makaranın, palanganın ve dişli çarkın bulucusu olarak tanınır. “Bana bir dayanak noktası gösterin dünyayı yerinden oynatayım” sözü Arşimet’e aittir.  Kurumsal çalışmaları yanında söylenceleşmiş pratik çalışmalarıda vardır. Bunlardan en ünlüsü Syracusa kralı ve dostu Hieron ‘un kendisi için yaptırdığı altın taca başka bir maden karıştırıldığından kuşkulanarak Arşimet ‘ten taç bozulmadan bunu ortaya çıkarmasını istemesiyle ilgilidir. Arşimet bu sorun üstüme düşünür, ancak birşey bulamaz. Bir gün hamamda yıkanırken suyun vücudunun batan bölümünün hacmiyle orantılı bir kuvvetle yukarı doğru ittiğini bulur. Bu yolla tacın saf altından yapılıp...

Devamını Oku

» Ali Kuşçu, Ali Kuşçu Hayatı, Ali Kuşçu Kimdir? (1403 - 1474)



  Ali Kuşçu, Ali Kuşçu Hayatı, Ali Kuşçu Kimdir? (1403 - 1474) Timur İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda bir astronom, matematikçi ve dil bilimcidir. On beşinci yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur'un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey'in (1394-1449) doğancıbaşısı idi. "Kuşçu" lâkabı buradan gelmektedir.  Ali Kuşçu, Semerkand'da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmî (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşî (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır. Ali Kuşçu bir aralık, öğrenimini tamamlamak amacı ile, Uluğ Bey'den habersiz Kirman'a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey'e armağan etmiş ve Ali Kuşçu'nun kendisinden izin almadan Kirman'a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.  Ali Kuşçu, Semerkand'a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevi'nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmî'nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey Zîci'nin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey'in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand'dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına gitmiştir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacı ile Fatih'e elçi olarak gönderilmiştir.  Bir kültür merkezi oluşturmanın şartlarından birinin de bilim adamlarını biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih, Ali Kuşç...

Devamını Oku

» Alfred Nobel, Alfred Nobel Hayatı, Alfred Nobel Kimdir? (1833-18



Büyük bir İsveçli mucit ve sanayici olan Alfred Nobel, birçok zıt yönleri olan bir insandı. İflas etmiş bir kişinin oğluydu; fakat kendisi bir milyoner oldu. Edebiyat aşığı bir fenciydi, ardından bir ideal bırakan sanayici oldu. Bir servet sahibi oldu; fakat son derece basit yaşadı. Toplum içinde neşeli olmasına rağmen, yalnız olduğu zaman yüzünde tasa ve elem vardı. Bir insanlık aşığı idi; fakat hiç eşi ya da O’nu sevecek bir ailesi olmadı. Vatanına aşık bir kişi idi; fakat yabancı topraklarda yapayalnız öldü. Barış zamanında maden sanayinde ve yol inşaatında kullanılsın diye yeni bir patlayıcı madde olan dinamiti keşfetti; fakat dinamiti bir silah olarak savaşta vatandaşlarını yaralamak ve öldürmek için kullanıldığını gördü. Çok faydalı yaşamı boyunca sık sık, faydasız bir insan olduğu duygusuna kapıldı.  Alfred Nobel’in gerçekten askeri önem taşıyan tek buluşu dumansız baruttu(Balistit) ve mirasın tümü içindeki payı % 10’ dur.  Kendisini çok övenlere, bu övgülerden hoşlanmadığını söylerdi; fakat ölümünden sonra, adı birçok şan ve şeref getirdi.  Alfred Nobel, 21 Ekim 1833’te Stockholm’de doğdu. 1842 yılında ailesi Rusya’ya taşındı. Babası İmmanuel, Rusya’da mühendislik sanayinde çok önemli bir mevki elde etti..  Immanuel Nobel, Kırım Savaşı sonunda çok önemli bir maden yatağı buldu, savaş sırasında hükümetin siparişlerini karşılayarak milyoner oldu; fakat bir süre sonra iflas etti. 1859 yılında ailenin tamamı yeniden İsveç’e döndü. Alfred Nobel 1863 yılında yeniden ailesine katıldı ve babasının laboratuarında patlayıcı maddeler konusunda çalışmalara başladı. Özel olarak kendi kendini yetiştiren Alfred Nobel...

Devamını Oku

» Akşemsettin (1389- 1459) Kimdir?



Akşemsettin, (1389/1390 Şam – 1459 Göynük) asıl adı ile Şeyh  Muhammed Şemsettin Bin Hamza, 15. yüzyılın en büyük sufilerinden biri ve çok yönlü Türk Bilim adamıdır.  1389 yılında Şam’da doğmuştur. Daha sonra 7 yaşında babası Şerafeddin-i Hamza Şâmî ile çağımızda Samsun’a bağlı olan Kavak’a yerleşmişlerdir[1]. Haci Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır. İstanbul’un manevi fatihi olarak da anılır. Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı ‘Akşeyh’ veya ‘Akşemseddin’ adlarıyla meşhur olmuştur. Bazı el yazmalarında soyu, Ebu Bekir’e kadar ulaşır. İskilip’te çocuklarından Nurulhuda’nın türbesi ile diğer yakınlarının mezarları vardır. Evlik köyünde yer alan tek bir çivi çakılmadan yapılan camiyi onun yaptırdığı yazılıdır. Akşemsettin Amasya’da medreselerden eğitim aldıkatn sonra büyük üne kavuşmuştu.  Akşemsettin, küçük yaşlardan itibaren bilime ve sanata karşı ilgi duydu. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık’da müderris oldu. Medrese öğrenimini zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli’nin yanında tamamladıktan sonra seçkin bilginler arasında yerini aldı. Üstün zekası ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adadı. Başta İslami tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden oldu. Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde de önemli çalışmalar yaptı. Araştırmaları sonunda tıp ile ilgili Türkçe Maddet-ül Hayat ve Arapça yazdığı Hall-i Müşkilât ve Risalet-ün nuriyye adlı Tasavvuf T&u...

Devamını Oku

» Alexander Graham Bell (1847-1922)



Alexander Graham Bell (1847-1922)   İskoçya asıllı ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell, 3 mart 1847'de doğdu. 7 mart 1876'da telefonun patentini aldı. İlk telefon şirketi olan Bell telefon şirketini 1877'de kurdu.  Bell telefon şirketi bugün ABD'nin en büyük şirketlerinden biridir. Ayrıca kendi geliştirdiği fonograf için bir, hava araçları için beş, hidro uçaklar için dört ve selenyum piller için de iki patenti vardır.  Babası kendini sağır ve dilsiz insanların sorunlarıyla uğraşmaya kendini adamıştı. Bu nedenle Alexander Graham Bell, küçük yaştan itibaren, daha sonradan çok işine yarayacak olan ses bilgisi konusunda bilgiye sahip oldu.  Bell de kendini, sağır öğrencilerin, dolaylı olarak da olsa, seslerin dünyasını kavramaları ve yaşamalarına adadı ve ilk olarak Boston'daki Sağır ve Dilsizler Okulunda çalışmaya başladı.  Telgraf şirketlerinin çıkmazı olan, bir hat üzerinde aynı anda yalnızca tek bir mesajın iletilmesi sorununa çözüm arayacak çalışmaya başlamıştı. Başlangıçta çoklu bir telgraf geliştirmeyi istiyordu.  Bell, ses tellerinin ve kulak zarının titreşimlerinden yola çıkarak, insan sesindeki frekansı elde ederek, bunları elektrik sinyali biçiminde bir telden iletmenin olanaklı olup olmadığını araştırıyordu.  Bunun için de diyaframla, yapay bir kulak zarı yaratmanın gerekli olduğu sonucuna vardı. Diyafram, hem konuşma sesiyle titreşim oluşturabilecek hem de elektrik akımı yaratan küçük değişikliklere tepki verebilecek kadar ince bir tabakaydı.  Tam ortasına da diyafram hareket ettikçe hareket eden bir manyetik zar yerleştirdi. ...

Devamını Oku

» Albert Einstein (1879 -1955)



Albert Einstein (1879 -1955)    Albert Einstein, Güney Almanya'nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi olan babası başarılı bir iş adamı değildi. Annesinin dünyası müzikti; özellikle Beethoven'in piyano parçalarını çalmak en büyük tutkusuydu. Aile Musevî kökenliydi, ama dinsel bağnazlıktan uzak, açık görüşlü, kültürel etkinliklerle zengin bir yaşam içindeydi. Ne var ki, çocuğun ilk yıllardaki gelişmesi kaygı vericiydi. Özellikle konuşmadaki gecikmesi aileyi telaşa düşürmüştü. Albert, içine kapanıktı; çocukların arasına katılmaktan, oyun oynamaktan hoşlanmıyordu. Okulu sıkıcı buluyor, ezbere dayanan eğitim disiplinine katlanamıyordu. "Gimnazyum"da geçen orta öğrenimi mutsuz ve başarısızdı. Mühendis amcasının özel ilgisi olmasaydı, belki de öğrenimden tümüyle kopacaktı. Amca, yeğene cebir ve geometriyi sevdirdi. Geometri özellikle Albert'i bir tür büyülemişti. Einstein, yıllar sonra amcasına borcunu şöyle dile getirir: "Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşımda iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşımda iken tanıştığım Öklit geometrisi. Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne girmeyen bir kimsenin ilerdi kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!"  Einstein, yüksek öğrenimini güç koşullara göğüs gererek Zürih Teknik Üniversitesi'nde yapar. Mezun olduğunda iş bulmak sorunuyla karşılaşır. Üniversitede asistanlık bir yana orta okul öğretmenliği bile bulamaz. Sonunda bir okul arkadaşının yardımıyla Bern Patent Ofisi'nde sıradan bi...

Devamını Oku

» Abdüsselam (Pakistan-Nobel Ödüllü Fizik Bilgini) (1926- 1996)



Abdüsselam (Pakistan-Nobel Ödüllü Fizik Bilgini) (1926- 1996) Nobel ödülü olan ilk Müslüman ilim adamı olan Abdüsselam ,1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga’da doğdu.Pakistanlı Fizik bilgini Abdüsselam , Pencap ve Cambridge Üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu.1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuantum elektrodinamiğine temel olacak bir çığır açtı.Aynı yıl Pencap Üniversitesi’ne profesör oldu.1954 yılında Cambridge Üniversitesi’ne okutman tayin edilince , Pencap Üniversitesi’nden ayrıldı.  1957 yılında Londra Üniversitesi’ndeki İmperal College’e teorik fizik profesörü olarak tayin edildi. Bundan sonra , Abdüsselam , dünya çapında pek çok akademi, çeşitli komisyon, ilmi dernek ve ilmi heyet üyeliklerinde bulundu.Aynı zamanda pek çok ilmi kuruluşun başkanlığına getirildi.1970-1973 arasında Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin Birleşmiş Milletler kurucu kurulu ve vakıf üyesi oldu.1971-1972 ‘de Birleşmiş Milletler İlim ve Teknoloji Komitesi’ne başkanlık etti.1972-1978 arasında Milletlerarası Sırfi ve Tatbiki Fizik Birliği’nin ikinci başkanlığını yaptı.1976’ da Guthire Madalyası Armağanı , 1978’ de Accedamia Nazionaledi XL’ nin Malteuecci Madalyası, 1978’ de Amerikan Fizik Enstitüsü’nün John Terranca Tate Madalyası , gene 1978’ de İngiliz Kraliyet Akademisi’nin Kraliyet nişanını aldı.1979’da ABD Milli Eğitim Akademisi ve İtalyan Milli Lincei Akademisi’ne yabancı üye seçildi.Aynı yıl Nobel Fizik Armağanı verildi.Ayrıca , biri 9 Eylül 1981’de İstanbul Üniversitesi tarafından olmak üzere , dünyanın çeşitli üniversitelerinden 15’ i aş...

Devamını Oku

» ÇIÇI YABGU KİMDİR?



  M.Ö. 60 yılında Hun tahtına Hohanyeh Han çıktı. Ağabeyi Çiçi de Sol Bilge hanı oldu. Fakat o, büyük olduğu için hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu.  O yıllarda devlet, bazı topraklarını kaybetmiş; gelir kaynakları iyice azalmıştı. Memlekette sıkıntı vardı. Bu darlıktan kurtulmak için bazı Hun beyleri hakana, Çin Sarayı'na giderek, yardım istemesini, Hunların ancak böylece rahata kavuşabileceklerini söyledi. Bunun üzerine Hohanyeh Han, devletin ileri gelenlerini topladı ve onların görüşünü öğrenmek istedi. Devlet büyükleri şöyle dediler:           "Bu olamaz! Hunlar cesareti ve güçlülüğü temel bir üstünlük ve şeref meselesi olarak kabul eder. Başkasına bağlanıp, ona hizmet etmek ise aşağılıktır! Hunlar, at üzerinde savaşarak devleti derlemiş ve kurmuşlardır. Hunlar, Çin’in dışında kalan yüzlerce kavim arasında, ünlerini böyle yaparak kazanmışlardır. Savaşmak ve ölmek, cesur yiğitlere göre bir iş ve bir vazifedir! Şimdi nasıl böyle yapabiliriz? Ölünceye kadar savaşmaya hazır yiğitler, bizde her zaman bulunur. Şimdi, büyük ve küçük kardeşler, devleti ele geçirmek için uğraşıyorlar. Devleti büyük kardeş ele geçirirse işleri o düzeltir. O olmazsa küçük kardeş başarabilir. O öldükten sonra ise bize, onun şerefi ve ünü kalır. Onun torunları ise, daima devletin başında kalarak, halkı idare ederler. Çin gerçi bugün bizden güçlüdür. Fakat Hunları kendisine bağlayıp, diz çöktüremez. Buna rağmen siz, atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini unutarak ve Çin’e bağlanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz! Bize...

Devamını Oku

» SULTAN I.MEHMED (ÇELEBI) KİMDİR?



Osmanlı İmparatorluğu'nun beşinci padişahı. 1389 yılında doğmuştur. Babası, Sultan Yıldırım Bayezid Han, annesi ise Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun’dur. Çelebi Mehmed, küçüklüğünden itibaren devrin en yüksek âlimlerinden ders aldı. Din ve fen ilimlerini öğrendi. 1393’te devlet idaresinde tecrübe sahibi olmak üzere Amasya’ya sancakbeyi tayin edildi.           Babası ile Timur arasında 1403’te yapılan Ankara Muharebesi'nde Osmanlı ordusunun ihtiyat kuvvetleri kumandanlığında bulunan Çelebi Mehmed, muharebenin kaybedilmesi üzerine Amasya’ya çekilmek istedi. Ancak Candaroğlu İsfendiyar Beyin yeğeni Yahya Bey karşısına çıktı. Bunu mağlup eden Çelebi Mehmed, ilerlemesinin tehlikeli olacağını anlayarak Bolu’ya gitti. Daha sonra Amasya’ya davet edilmesi üzerine maiyeti ile harekete geçti ve şehir hâkimi Kara Devlet Şah'ı yenerek Amasya’ya girdi. Çelebi Mehmed, aynı yıl civardaki hâkimleri de mağlup edip, Sivas, Tokat ve Amasya mıntıkasına tamamen hâkim oldu. Timur'a esir düşen babasını kurtarmak için bir plân hazırladı ise de muvaffak olamadı.           Bu sırada Batı Anadolu’da bulunan Timur, Çelebi Mehmed’in faaliyetlerini öğrenip, ona teminat vadeden mektubu ile yanına davet etti. Bu davete icabet edip yola çıkan Çelebi Mehmed, muhtelif yerlerde türlü badirelerle karşılaştığından, elçiye durumu anlatıp, olanları Timur'a arz etmesini istedi. Kendisi Amasya’ya döndü. Çelebi Mehmed’in bu mazeretini kabul eden Timur, ona elindeki yerlerin hükümdarlığını verdi ve al damgalı berat ve hükümdarlık alâmeti olarak taç, kemer ve hırka gönderdi. &nb...

Devamını Oku

» ÇAKA BEY KİMDİR?



  Alpaslan, Anadolu’yu fethettikten sonra, birçok Türkmen beyleri iç Anadolu’ya doğru fetihlerine devam ettiler. Bunlardan Afşin, Orta Anadolu’da, Kutulmuş oğlu Süleyman Bey de İznik taraflarında savaşırken yine bir Türkmen Beyi olan Çaka Bey de İzmir ve yöresini fethederek burada bir Türk Beyliği kurmuştu. Çaka Bey, İzmir Çaka Beyliği (1081-1097)’nin kurucusudur.            İzmir Beyliği’nin Türk tarihindeki önemi, bu beyliğin kurucusu Çaka Bey'in ilk Türk Kaptanı oluşundan, bir donanma meydana getirerek Ege Denizi’nde hâkimiyet kurmasından ileri gelir. Çaka Bey, Oğuzların Çavuldur boyundan idi. Anadolu’nun fethi sırasında, Danişmend Gazi’nin kumandanlarından biri olarak Malatya dolaylarında başarılı çalışmalar gösterdi. Fakat katıldığı akınlardan birinde Bizans Kumandanı Aleksandros’a esir düştü ve İstanbul’a götürüldü. Burada, üstün yetenekleriyle imparatorun dikkatini çekti ve saraya alındı. Soyluluk unvanı ile bazı imtiyazlar da elde etti. Yunanca öğrendi. Ayrıca Bizans’ın güçlü ve zayıf taraflarını öğrenmiş oldu. 1081 yılında Bizans tahtına I. Aleksios Komnenos çıkınca saraydan uzaklaştırıldı.           Çaka Bey 1081 yılında elindeki kuvvetlerle İzmir’i kuşattı ve Bizanslılardan aldı. İzmir’de beylik kurarak sınırlarını genişletmek için mücadeleye başladı. İki üç yıl içinde Urla, Çeşme, Sığacık ve Foça’yı zaptederek bu kesimdeki geniş sahil boyunu sınırları içine aldı. Çaka Bey'in hedefi Ege Denizi'nde hâkimiyeti sağlamaktı. Bu sebepten İzmir ve Efes tersanelerinde, bir kısmı yalnız kürekli, diğer kısmı yelken v...

Devamını Oku

» ÇAĞRI BEY KİMDİR?



 Çağrı Bey, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurucularındandır. Selçukluların ilk hükümdarı Tuğrul Bey'in kardeşi, Selçuk Bey'in torunudur. Çağrı Bey 990 yılında doğdu. Künyesi Ebu Süleyman olan Davud Çağrı Bey, Horasan bölgesinin emiri idi. Tarihçi Beyhekî ve Gerdizî onu daima Davud ismiyle zikretmişlerdir. Diğer kaynaklarda da öbür isimleri geçmektedir. Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında yer alan meşhur ilim ve irfan bölgesi Maveraünnehir’de Oğuz Türklerini etrafında toplayan Selçuk Bey'in vefatından sonra, ülkenin idaresi oğulları arasında taksim edilmişti. Büyük bir kısmı oğlu Mikail Bey'e verilmişti. Yabgu unvanını taşıyan Mikail Bey'in vefatından sonra ülkenin idaresi oğulları Çağrı Bey ile Tuğrul Bey'e kaldı. İki kardeş, Karahanlı Hakanı İsrail Arslan Yabgu’yu reis tanıyıp, Gaznelilerle olan mücadelesine katıldılar.           Çağrı Bey, 1016’da Maveraünnehir’den Bizans ülkeleri üzerine cihada çıktı. Horasan bölgesine gelerek oradaki Türkmenleri etrafına topladı. Buradan Irak-ı Acem bölgesine geçerek Bizans’a bağlı Ermeni Vaspurakan ve Ani krallıkları ile Azerbaycan’da muharebeler yaptı. 1016’dan 1022 senesine kadar altı yıl boyunca Bizans hududunda Ermeni ve Hıristiyan Gürcü krallıklarıyla savaştı. Birçok muvaffakiyetler ve ganimet kazanan Çağrı Bey, tekrar Maveraünnehir’e döndü. 1025’te Maveraünnehir’e geçen Sultan Mahmud Gaznevî, Türkmenlerin ve Selçukluların reisi Arslan Yabgu’yu esir edip Hindistan’a gönderince, ülke halkının bir kısmı Gaznelilerin tâbiiyeti altına girdi. Bir kısmı ise Tuğrul ve &Cced...

Devamını Oku

» CEZZAR AHMET PAŞA KİMDİR?



   Hangi tarihte ve nerede doğduğu bilinmez. Tarihlerde, babası ve ailesi hakkında da fazla bilgi yok... Yalnız Bosna Müslümanlarından olduğu bilinir. Konya'da kasap çıraklığı yaptığını söyleyen tarihçiler varsa da iddia belgesizdir. Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa'ya kapılanarak onunla Mısır'a gittiği kesin olmakla beraber, nasıl kapılandığı, Ali Paşa'nın nasıl güvenini kazandığı malûm değildir.           Cezzar Ahmet Paşa, Hekimoğlu Ali Paşa'dan sonra da Mısır'da kalmış ve Abdullah Bey adında bir komutana kapılanmıştır. Bu Abdullah Bey, Urban tarafından öldürülünce. Cezzar Ahmet Paşa'yı Buhayre Kaşifliği'ne atadılar. Cezzar, efendisi Abdullah Bey'in kimler tarafından ve kimlerin teşviki ile öldürüldüğünü öğrenmişti. Tertibi düzenleyen, Büyük Ali Bey idi. Cezzar, suikasta çeşitli yollardan karışmış 70 Arabın, bir gecede kellelerini uçurdu ve uçurduğu kelleleri Büyük Ali Bey'e gönderdi! Korkunç bir intikamdı bu!.. Cezzar'ın bu intikamını görenler, dehşete düştüler ve kendisine "Cezzar", yani kasap, kan dökücü anlamına gelen bir isim taktılar. Ahmet Paşa bu ürkütücü ismi hayatının sonuna kadar taşıdı. Kendisine, böyle söylendiği için kızıp kızmadığını soran bir dostuna: "Ne kızayım, bana bunca iyiliği, devletime bunca hizmeti geçmiş Abdullah Bey gibi bir adamın intikamını aldığım için 'Cezzar' diyorlarsa, bu benim için şereftir." demişti.           Cezzar, Büyük Ali Bey'in intikam alacağından çekiniyordu. Nitekim bazı haberler de almıştı, İstanbul'a döndü ve bir süre kendisini unutturdu. Aradan biraz zaman geçince, Şam Valisi Osma...

Devamını Oku

» EL CEZERI KİMDİR?



  Sibernetik alimi hayatı hakkında, kitabının girişindeki kısa açıklamanın dışında bilgi yoktur. 1181-1206 yılları arasında Amid'de (Diyarbakır) Artuklu hanedanının himayesinde bulunduğu söylenen Cezeri 1205'te tamamladığı Kitab fima'rifeti'l-hiyeli'l-hendesiye adlı ünlü eseri Emir Nasirüddİn Mahmud'un isteği üzerine kaleme almıştır. Cezeri lakabıyla şöhret bulmasının sebebi, Cezire (ada) denilen Dicle ile Fırat arasındaki bölgede doğmuş olmasıdır. Artuklu Türklerindendir. 1150 yılında Diyarbakır'da dünyaya geldi. Cezeri, İslam medeniyetinin oldukça ilerlediği, Doğu Anadolu'da kültür faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir devrede ilim ve imar işlerinde bir hayli ilerIeyen Artukoğulları sarayına girdi. Orada 32 yıl Reis-ül amal (başmühendis) olarak görev yaptı. Nureddin Muhammed (1167) ve onun oğulları Kutbeddin Sökmen (1185) ile Nasüriddin Mahmud'un (1201) hükümdar oldukları dönemlerde büyük hizmetlerde bulundu. Karaaslan tarafından Hısn Keyfa'da inşa ettirilen muhteşem köprü ile onun altındaki çarşı, han, hamam ve mahallelerin imarında emeği geçti.           Cezeri, sadece otomatik sistem kurmakla yetinmeyip, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştır. O aradan 800 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra sibernetiğin babalarından sayılan İngiliz Nöroloji Profesörü Dr. Ross Ashby, ancak 1951'de "Üstün Denge Durumu"nu ortaya atabilmiştir ve ancak ilk defa o zaman otomatik olarak işleyen sistemlerin üstünde bunları kontrol eden sistemlerden söz edebilmiştir. Her ne kadar Fransızlar, sibernetik ve elektronik sistemin Descartes (1596-1650) ve Pascal'la (16231662), Almanlar Leibniz'le (1646-1716), İngilizler de Roger Bacon'la (1214-1294) başladı...

Devamını Oku

» CEZAYIRLI GAZI HASAN PAŞA KİMDİR?



   Cezayirli Gazi Hasan Paşa, (1713-1790) III. Selim saltanatında 3 Aralık 1789 - 19 Mart 1790 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamı ve askeridir. Evcilleştirdiği bir aslan ile birlikte dolaşması ile meşhur olmuştur. "Palabıyık" lakabı ile anılırdı. Aslen Balkan Pomak asıllı olduğu bilinmektedir. Osmanlıların Cezayir valilerine dayı denirdi. Sonunda lakabı dayı olarak kaldı Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşının devam ettiği 1738 yılında, Yeniçeri ocağına kaydoldu ve bazı muhaberelere katıldı. Belgrad'ın kuşatılması sırasında gayret ve cesaretini gösterdi.           1761 Nisanında kalyon kaptanı olarak Osmanlı Donanmasına giren Hasan Paşa, 1762'de riyale, 1766'da patrona ve bir yıl sonra da kapudane rütbesine kadar yükseldi. 6 Temmuz 1770'te Çeşme Deniz Savaşı'nda Rusların Osmanlı donanmasını yaktığı haberini, Çanakkale Boğazı'na kadar gelerek bildiren Hasan Paşa'ya, beylerbeyi rütbesi verildi.           Rusların Çeşme faciasından sonra Limni Adasını kuşatması üzerine, adaya giderek oranın savunmasını üstlendi. Rusları adadan uzaklaştırmayı başardı. Bu başarısından dolayı vezirlik rütbesiyle Kaptan-ı Derya tayin edildi. Boğaz seraskerliğine, ardından Rusçuk seraskerliğine getirildi.           Özi kalesinin düşmesi üzerine, muhaliflerin aleyhinde yaptıkları propagandalar sonucu kaptan-ı deryalıktan azledildi. Sultan III. Selim zamanında İsmail Kalesine serasker olan Hasan Paşa, gösterdiği başarılardan sonra Sadrazam ve Serdar-ı ekrem tayin edildi. Hayatı sürekli cephede geçen Gazi Hasan Paşa, 19 Mart 1790'da Şumnu'da vefat etti.           Devlete sadık, gayretli ve sözünü esirgemeyen bir kişi olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa, mal varlığının b&uu...

Devamını Oku

» CENGIZ HAN KİMDİR?



  Büyük cihangir, devlet adamı ve kanun uygulayıcısı. Koyduğu kurallara yasa adını veren hükümdardır. 1155 yılında doğdu. Asıl adı Timuçin'dir. Moğol Oymak beylerinden Bahadır (Yesukay Batır adı ile de anılır) Bey'in oğludur. Ömrünü savaş alanlarında geçirdi. 1202 yılında Doğu ve Batı Moğolistan'ı zaptettikten sonra önce Hakan, daha sonra Cengiz unvanlarını aldı. 25 yıl hakanlık yaptıktan sonra, 1127 yılında 72 yaşında iken dünyaya gözlerini yumdu. Mezarının yeri belli değildir.           Oymak Beyi Bahadır'ın karısı Ulun Hatun 1155 yılında bir erkek evlât dünyaya getirdiği zaman bebeğin bir elinin yumruk gibi sıkı sıkıya kapalı olduğu görülmüştü. Minicik yavrunun yumruğu zorlukla açıldığı zaman avucunun içinde pıhtılaşmış kanı görenler: "Bu çocuk büyük bir cihangir olacak, avucunun içindeki kan buna işarettir" dediler. Ancak Timuçin adı verilen çocuk daha on iki yaşını doldurmadan babası hayata gözlerini yumdu. Annesi Ulun Hâtun zeki ve becerikli bir kadındı. Oymağı dağılmaktan kurtardı, oğlu büyüyene kadar yönetimi ele aldı.           Timuçin delikanlılık çağına geldiği zaman oymağın idaresini ona bıraktı. Babasından kalan oymak ne kuvvetli bir devletti, ne de doğru dürüst bir ordusu vardı. Timuçin'in ilk işi sağlam disiplin altında kuvvetli bir ordu meydana getirmek oldu. Bu uğurda yıllarını harcadı ve sonunda başardı.           Önce çevresindeki oymakları emri altında toplamak istedi. Bu yüzden ilk savaşlarını yaptı ve ilk zaferlerini kazandı. Sonra sıra Moğolistan'a hâkim olmaya geldi. Yamanbir cengâver ve iyi bir kumandan olan Timuçin bunu da başardı. Uzun savaşlardan sonra Doğ...

Devamını Oku

» CEMŞÎD KİMDİR?



CEMŞÎD     Büyük Türk matematik ve astronomi bilgini olan Cemşîd, Kâş şehrinde doğdu. İsmi, Cemşîd bin Mesudülkası olup, lâkabı Gıyaseddin'dir. 1416'da Karakoyunlu Sultanı İskender'in hizmetine girdi. 1420'de Timur'un torunu  Uluğ Bey tarafından Semerkant'ta kurulan ünlü rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Aynı yıllarda ünlü bilgin Bursalı Kadızadei Rumî'de Semerkant medresesinin başmüderrisi bulunuyordu.            15.yy'ın ilk yarısında, Batı Türkistan'da matematik ve astronomi bilimleri en yüksek derecesine ulaşmış ve Avrupalıların bu alandaki bilgilerini geride bırakmıştı. Mesela Cemşîd, 1427'de tamamlayıp Uluğ Bey'e sunduğu Miftah-ül-Hisab (Hesap Anahtarı) adlı eserinde, herhangi bir derecede kök almanın yollarını anlatır. Bunlardan biri, tabii üs için Lewton'un iki terimli formülünü uygulama temeline dayanır; bu formül Avrupa'da Cemşîd'in kitabından ancak yüz yıl sonra bulundu. Cemşîd ondalık kesirler kuralını ilk defa uyguladı ve bunlar üzerinde dört işlemi gösterdi. Bu kural, Avrupa'da ancak 16.yy'ın sonlarında, Hollandalı matematikçi Simon Stevin tarafından uygulanabildi. Cemşîd, yine aynı eserinde üçüncü derece denklemi çözebilecek bir yöntem de teklif etti. Risâle fi Muhit-ül Dâire (Dairenin Çevresi Hakkında El Kitabı) adlı eserinde de pi sayısının değerini 17 ondalık rakamla doğru olarak hesapladı. Bu hesap Avrupa'da ancak 1597'de Ludolf van Ceulen tarafından yapılabildi. Cemşîd, Uluğ Bey'in adıyla anılan astronomi cetvellerinin hazırlanmasına yardım etti; ayrıca hekimlikle de uğraştı.            El ya...

Devamını Oku

» CEMAL REŞIT REY KİMDİR?



  25 Ekim 1904'te Kudüs'te doğdu. Sarayla yakın ilişkileri olan, son Osmanlı ailelerinden birinin oğluydu. Babası Ahmet Reşit Bey, o dönemde Kudüs'e mutasarrıf olarak atanmıştı. Cemal Reşit'in müziğe yeteneği o yıllarda ortaya çıktı. Diğer çocuklar sokakta oynarken o bulduğu bir akordiyonu çalmaya ve ondan çıkan sesleri taklit etmeye çalışıyordu. Beş yaşındayken ailecek  İstanbul'a geldiler. Burada bir yandan ilkokula giderken, bir yandan da piyano çalışmaya başlar. Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladığı yıllarda babasının politik durumu nedeniyle 1913 yılında zorunlu olarak Paris'e taşınırlar. Burada özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Raymond Poincare aileye sahip çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına çok az zaman vardır ve Ahmet Reşit Bey ve ailesi dünyanın kültür başkenti Paris'te yaşamaya başlarlar. Cemal Reşit Bey daha çocuk yaşlarında Mahler'i orkestra yönetirken görecek, konservatuarda onu müdür ve ünlü besteci Gabriel Faure dinleyecektir. Faure onu dinledikten sonra ünlü pedagog Marguerite Long'a telefon açar ve "Madam size bir Türk çocuğu gönderiyorum ve hiçbir şey söylemiyorum, kendiniz göreceksiniz" der. Sonra babasına dönerek "Oğlunuz hayatta müzikten başka hiçbir şey yapamaz" diye onun müzik dehasını hemen keşfeder. Debussy'nin öğrencisi, Ravel'in en yakın dostlarından ve eserlerini en iyi yorumlayan piyanistlerden biri olan Marguerite Long, 19 yaşına kadar hiç para almadan Cemal Reşit'in eğitimi ile yakından ilgilenecektir.            Ahmet Reşit Bey ve ailesi, savaş başlayınca Paris'te uzun süre kalamazlar. Cenevre'ye yerleşirler. Cemal Reşit eğitimine burada Cenevre Konservatuarı&...

Devamını Oku



GÜLSERECEĞİM YOLLARINA

Sitemiz Yenileniyor


Tasarımımızla ilgili fikirler vermek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.